Acz ve FakrAllah'ı Bilmek (Marifetullah)Nefs, Benlik-EgoTevhid Anlayışı

Ben 3

Kendisine “ben” ile işaret ettiğimiz olgu, esasen gerçek bir varlık değildir ve tamamen sanaldır. marifet-i ilahiyenin kazanılması için bir merkez rolü oynar. marifetin tahsili için böyle bir merkezin mevcudiyeti şarttır; ancak gerçek bir varlık olması gerekmez; zaten olmasına da imkan yoktur.

dikkat edin, “ben” deyip pergelin ucunu sapladığımızda, diğer uç otomatikman bir daire/etki alanı çizmektedir. o alan “ben”e ait mülktür. benim arabam, benim evim, benim eşim, benim çocuğum, benim param gibi…

işte merkez noktası “ben” olan bu daire, Allah’ın mülkünden kopardığımız parçadır. açık bir hırsızlıktır ve asıl sahibinin buna izin vermesi düşünülemez; neden mi?

çünkü, “inneş şirke le zulmun azîm-şirk büyük bir zulümdür”. şirk ile şirket kelimeleri aynı köktendir; pay, hisse almak demektir. Allah’ın mülkünden pay almamız ise söz konusu olamaz. kendimize bir parça ayırdığımız takdirde, manen “burası benim, benden başkası burada tasarruf edemez” demiş oluruz. bu durumda sınırsız olan Allah’ın kudretine sınır çekmek gibi bir garabete düşeriz. kudreti sınırlanmış , gücü bir noktaya kadar olup, ötesine geçemeyen bir tanrı ise artık ilahlık vasfını kaybetmiştir. şirkin neden çok büyük bir suç olduğunu bu noktada görebiliyoruz. 

dünyevi/siyasi işlerde dahi aynı kural câridir. mesela, herhangi bir bağımsız ve hükümran devletin topraklarından bir kısmını çevreleyip, “burası artık bizim, burada sadece bizim kanunlarımız geçerlidir” diye ilan etsek, asla kabul göremeyiz ve o devletin tüm silahlı güçlerini üzerimize çekeriz. neticede öldürülür veya terörist olarak yakalanıp en ağır cezaya çarptırılırız.

Allah da aynısını yapıyor. kendi mülkünden parça kopartma azmindeki insanı müebbede mahkum ediyor ve kainatın zindanı olan cehenneme kapatıyor. “la ilahe illallah” diyen ve kendi benliği dahil tüm mülkten el çeken ve asıl sahibine iade eden kimseye ise büyük bir ödül veriyor ve onu her türlü cezadan, hapisten emin kılıyor. ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, kelime-i tevhidin papağan gibi lafzen tekrar edilmesinin yeterli olmadığı ve şuuruna erilmesi gerekliliğidir.

bu durum tasavvuf ıstılahında “acziyet ve fakriyet” halleri olarak bilinir. evet, benliği dahil tüm mülkü Allah’a iade eden kimse artık fakirdir; benliğine bağlı tüm kuvveler de yittiği için de acizdir.

isnetus 12.10.2016 10:59

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu