Soru:
Allah mutlak affedici olmasına rağmen kul öyle değildir, kincidir, intikam almak ister. ben kendi hakkımın hiç kimse üzerinde kalmasını istemiyorum. bu yüzden de hakkımın geçtiği hemen hemen herkese hakkımı helal etmek isterim. fakat bu fikir aklımdan ne zaman geçse kafama şu soru takılıyor: ya onun da benim üzerimde hakkı varsa? (ki çok büyük ihtimalle vardır) o zaman hesap günü ona karşı silahsız kalacağım. o benden hakkını almaya çalışacak fakat ben hakkımı helal ettiğim için aciz durumda kalmayacak mıyım? elbette Hz. Allah benden razı ise, benim hakkımın ödenmesi için ona türlü güzellikler teklif edecektir. ama malumunuz, mahşerde geçecek süre insanı düşünmeye kalktığında çıldırtacak kadar uzun bir süre. dünyadaki amaçlarımız arasında oradaki sıkıntıyı minimuma indirgemek de var elbet. bana, ben hakkımı helal ettiğim halde bir kulun peşinden devamlı koşmak yerine, o benim üzerimde hak iddia eder etmez aynı şekilde karşılık vermek daha mantıklı geliyor.
cevap:
sistem otomatik olarak işliyor; şu anda; el an…
eğer birinin hakkına girerseniz sizin pozitif enerjiniz kendiliğinden yapılan haksızlığı telafi edecek miktarıyla karşı tarafa akar. pozitif enerjiniz yoksa karşı tarafın negatif enerjisini çekersiniz. bu akışı durdurmak mümkün değildir. birinin arkasından dedikodu yapınca da aynısı olur. o şahıstan negatif enerji size akmaya başlar. onu temizlemiş olursunuz.
dilin ucuyla söylenen sözlerin bir önemi yoktur; aslolan kalbin gerçekten o kimseye karşı affedicilik, şefkat, merhamet gibi hislerle dolmasıdır. affetmek, hakkını helal etmek ancak böyle olur. bu hislerle dolan kimse o anda Allah’ın rahman, gaffar, rahim, kerîm gibi isimlerine ayna pozisyonuna girer. bu hislerle dolan kimse ilahi isimlere yansıtmaya başladığı için o kadar muazzam bir nura kavuşur ki, karşı taraftan gelecek cüzi bir pozitif enerjinin lafı bile olmaz. o yüzden büyük zatlar daima affedici, şefkatli ve merhametli olmuşlardır. bu sayede o isimler daimi olarak bu zatları şarj etmişlerdir. böylece onlarda “sen yeryüzündekilere merhamet edersen, Allah da sana merhamet eder” hükmü açığa çıkmış olur.
dindeki benzetmelere takılmak büyük hatadır. şekle saplanmadan derhal manaya intikal etmek gerekir. insan bazı güzel sıfatlarla donanınca nasıl ilahi isimler onda açığa çıkarsa, egodan kurtulunca da bizzat Allah ismi onda açığa çıkar. yani bu sefer isim değil zat tecellisine ayna olmuş olur. zat tecellisi ise hiçbir şeyle kıyas edilemeyecek kadar değerlidir.
ahirette kesinlikle yeni bir oluş söz konusu değildir. ahiret yalnızca görüş yeridir. dünyada olup bitmiş hadiseler orada apaçık bir şekilde görünür olacaktır; hepsi bu.



