
Kişi önce kendini bağımsız ve güç sahibi olarak bilir.
sonra tüm diğer insanların ve varlıkların da kendi cürmü kadar güç sahibi ve bağımsız olduklarını vehmeder.
işte kişinin vehmettiği ve kurguladığı bu dünya cehennemin ta kendisidir. zira artık kendisi için güçlünün zayıf üzerinde tahakküm kurduğu ve gücüne göre hareket ettiği bir dünya inşa etmiş olur. artık tüm diğer kötü ahlak, zincirleme reaksiyon olarak bu bilinç sahibinde açığa çıkar.
sen kendini ve diğer tüm birimleri bağımsız ve güç sahibi olarak bilirsen, savaş ve mücadelenin hakim olduğu vahşi tabiat alemine giriş yaparsın. düşman veya hasım olarak gördüğünden nefret edersin, kıskanırsın, haset edersin, zayıf gördüğüne üstünlük taslarsın, ezersin, kazanmak için yalan söylersin, hile yaparsın…sonsuz bir çirkin ahlak döngüsüne hapsolursun…
bu bilinçte olan kimsenin dünyası cehennemdir. eğer o bilinçle ahirete gidecek olursa, ahireti de cehennem olur.
cehennemi söndüren ise tevhid idrakıdır.
gerçekte asla kendi başına bağımsız ve güç sahibi bir birim yoktur. tevhid ehli şöyle düşünür:
varoluşta sadece ben varım ve de allah var. gördüğüm her kişi ve olay allah’ın bana bir belirimidir. o olay ve kişiden alacağım bir ders vardır. o nedenle allah bana rab(terbiye edici) sıfatıyla o suretlerle gelmiştir(rabbın bize bir truman show’u söz konusudur kısacası). varoluşta bir ben varım bir de allah var, başka kimse yok tefekkürü ilk başta kimilerine aykırı gelecektir belki. ancak bu tefekkürü öneren bizzat abdülkadir geylani hazretleridir. bilen bilir; o bu işin üstadıdır.
söz gelimi bir hırsız geldi, malımızı çaldı. tevhid ehli o hırsızı gönderenin, yolu açanın, izin verenin allah olduğunu gayet iyi bilir. bizdeki bir yanlışın karşılığı, cezası ve dersidir o hırsızlık vakası. kötü söz mü işittik amirimizden veya birilerinden…söyleyene değil söyletene bak…başımıza bela, kaza, felaket, hastalık mı geldi…hepsi allah’ın bir belirimidir.
bela gelmez hak yazmayınca
hak yazmaz kul azmayınca
ancak tüm bunlar iç alemimizde tefekkür planında kalmalıdır. içişleri ile dışişlerini karıştırmamalıyız. malı çalınan kimse, zâhirde yapması gerekeni yapar; polise başvurur vs…ancak iç aleminde olayı haktan bilir ve tefekkürünü ona göre yapar. bu tefekkürü dış plana çıkarmak safsatalara neden olur; dolayısıyla kaçınılmalıdır. zira zâhir ile bâtın alemleri farklı kurallara tâbîdir.
dikkat ederseniz her varlığı allah’a bağladık ve onu bağımsız ve kendi kendine hareket eden varlıklar olmaktan çıkardık. tevhidin ilk basamağını gerçekleştirdik. bu basamağın hakkı verilmeden ikincisine geçilemez. o da kendimizin dahi hakkın bir tecellisi ve görünümü olduğu gerçeğidir. birinci aşama başarılırsa, ikinci aşama zamanı gelince kendiliğinden hasıl olacaktır. bu fenafillah aşamasıdır. fena ile kişi en büyük şirkten, yani kendi kendini allah’a ortak koşmaktan, kurtulur. affı mümkün olmayan şirk budur. cezası da haktan perdelenmektir.
kaldır benliği aradan
görünsün yaradan
allah’tan perdeli olmak cehennemdir.
allah’a kavuşmak ise cennetin ta kendisidir.



