Süluktan pek nasibi olmamış cezbe ehli oldukça tehlikelidir. bunların zararı hem kendilerine, hem de çevrelerinedir.
cezbe ehli öylesine bir vecd sahibidirler ki, her daim vuslat halleri ile dopdoludurlar. sahip oldukları vecd, onları kendilerinden emin kılar ve de görüşlerinin doğru olduğu yönünde sonsuz bir inanç sahibi yapar. çünkü yanlış bir görüşe, anlayışa sahip olan kimsenin öylesine bir vecde ulaşması mümkün müdür? tabii zannetmeyin ki, cezbe ehli bu şekilde bir akli mülahaza yapıyor; bilakis onların hallleri tamamen kalbi ve hissidir.
cezbe ehlinin bir çok yanlış, hatalı, bozuk, çarpık görüşlerine rağmen vuslat kokuları almaları aşkın kerametidir. çünkü aşk her şeyi affettirir. normalde padişahın huzuruna ancak arınmış olanlar çıkabilir. ancak aşıklar bu kuralın istisnasıdır. padişah kendine kara sevda ile bağlı aşıkları hiçbir kusuruna bakmaksızın huzuruna kabul etmektedir.
işte problem de burada başlar. aşık bir kez padişahla yüzyüze gelip, vuslata erince, aşkın harareti söner ve onun verdiği vecd yiter. sonuçta, aşktan geriye sadece ılımlı bir muhabbet/sevgi kalmaktadır.( zat mertebesine çıkamayıp, sıfatlar seviyesinde kalanlar ömür boyu aynen devam ederler. ancak bu durum bir nevi mekr-i ilahidir ve hiç de makbul bir durum değildir)
vecd kaybolunca eski aşığımız huzurdan tard edilir çünkü önceden silinmiş olan nefs tekrar dirilmiştir. artık tüm bozuk görüşlerini düzeltmeden ve kendini tamamen arıdırmadan yeniden ilahi huzura çıkmasına imkan yoktur.
böyle bir meczubun etkisinde kalan insanların ise vay haline. onların iki yakası şu dünyada asla bir araya gelmez. her yönden darbe üstüne darbe alırlar. böyle durumdaki kimselere tavsiyem: kaçınız! arkanıza bakmadan kaçınız!
not: mümkünse , cezbeden sonra süluk görmüş ve olgunlaşmış bir zatı bulmakta fayda var. ama öyle birini bulamazsak ve işimiz sırf bir meczuba kalırsa ne olur? elbette onunla sohbetin sonucunda bize de cezbe yansıyacaktır ama daha sonra acısı aheste aheste çıkar.lakin “aşk ve cezbenin bedeli her ne olursa olsun ödemeye hazırım çünkü buna değer” diyorsanız, elbette o da kayda değer bir görüştür.



