
Eşcâr-ı bağ hırka-i tecrîde girdiler
bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan.
(bâkî)
bahçedeki ağaçlar tecrit hırkasına girdi(yapraklarını döktü).
sonbahar rüzgârı çınar ağacından el aldı.
mürşid-i kâmiller; uzun ömürlü olması, asırlarca ayakta kalarak, sürüp gelen nesillere gölge salması sebebiyle çınara benzetilmiş eski kültürümüzde. çınar, yavaş fakat emin adımlarla yol alıp kemâle ulaşmanın, sabrın ve istikametin sembolü. kalıcılığı biraz da bundan. sonbaharda esen rüzgârın çınar ağacının yapraklarını dökmesi ise, çınar yapraklarının parmakları açılmış bir insan eline benzemesi sebebiyle, ‘çınardan el almak’ şeklinde verilmiş, fakat bu arada ‘el alma’nın tasavvuftaki manâsı da ihsas edilmiştir. el almak, ‘bir mürşide bağlanmak’ yahut ‘intisap edilen bir şeyhten hilâfet yetkisi almak’ mânalarına gelir.
çınar’la remz edilen ‘mürşid’ yahut ‘şeyh’ tasavvuru üzerinde duralım. beyitte ‘el verdiğine’ veya kendisinden ‘el alındığına’ göre ‘çınar bir ‘mürşid-i kâmil’ olarak düşünülmüştür. çınarla mürşid-i kâmil münasebetini sadece ‘el şeklindeki yapraklara’ bağlamak divan şiirini hafife almak olur. elbette bundan çok daha fazlası vardır. osmanlı geleneğinde câmi avlularına çınar dikilmesi, gölgesinden istifade kadar, bu ağacın yıldırımları çekme hususiyetinden faydalanıp yapıyı korumaya matuf bir tedbir. şiirlerde ‘aşk ateşiyle içi kavrulmuş âşıkların’ mazmunu olarak, daha çok yıldırım ateşine uğramış, içi yanmış, kabuktan ibaret böyle çınarlardan çokça söz edilir. tıpkı devasa bir ney gibi. ancak ney’den bir farkı var ki ses çıkarmıyor, şikâyet etmiyor. bu haliyle çınarlar rıza makamına ve fenâfillâh mertebesine erişmiş allah âşığı mürşitlere benzetiliyor.
insanı ruhen ve bedenen teskin ederek dinlendiren, kalbe huzur veren çınar gölgesinin, başka herhangi bir ağacınkine nisbetle birkaç derece daha serin olduğu belirlenmiş ilim adamlarınca. çınarın, yapraklarından salgıladığı bir öz su yardımıyla gölgesinde zararlı ot bitirmediği ise başka bir ilmî tesbit. bunları bilmeseler bile, bir mürşid-i kâmilin sohbet halkasında buldukları zevk ve emniyeti kısmen çınar gölgesinde yaşadıkları, zararlı otların burada olduğu gibi dergâhlarda da uzun süre barınamadıklarını gördükleri için olmalı, çınarlar mürşitleri hatırlatmış eskilere.
fakat çınarın en mühim vasfı mutlaka temiz bir kaynak suyuyla var olabilmesi. dikildiği yerde olmasa dahi, yakınlardan bir yerden geçiyorsa eğer, çınarın kökü gidip o suyu buluyor ve oraya bağlanıyor. kaynağa kökten bağlanmamışsa, dışardan sulamakla iflah olmuyor çınar. yâni bir yerde çınar varsa, derinliklerinde onu kökten besleyen tertemiz bir kaynak suyu da var demektir. ‘su’ ise anasır-ı erbaadan ve Hz. Peygambere işaret. toprağın Hz. Âdem’e, ateşin Hz. İbrahim’e, havanın Hz. İsa’ya âlem olduğu gibi. fuzûlî’nin meşhur na’ti bunun için ‘su kasidesi’dir…”
bâkî, herkesin malûmu diye bütün bunları sayıp dökmeden çınarın bir mürşit olduğuna ima ile yetinmiş. bir gün çınarı ‘herhangi bir ağaç’ sanmak gibi bir nasipsizliğe düçar olabileceğimizi hesap edememiş.
-alıntıdır-



