Dağdaki Çoban ile Benim Oyum Bir Değil
Zannedilenin aksine insanlar istikametini fikri mesai sarf ederek değil içgüdü ve sezgileriyle bulurlar. o dağdaki çoban en az senin kadar hatta kimi zaman menfaatini senden bile daha iyi tespit edebilir. o açıdan senden bir farkı yoktur.
peki eğitim neye yarar? sezgilerinle seçtiğin istikametin izahını yaparken daha şaşalı laflar edebilirsin. hepsi bu…
not: ömrümün önemli bir kısmını türkiye’nin en seçkin ve en iyi eğitimini almış kişileriyle beraber geçirdim. tasavvufla iştigalimin bir döneminde bu adamlardan şiddetle uzak durmak ve basit sıradan insanlarla dostluk kurmak zorunda kalmıştım çünkü öyle bir hale düşmüştüm ki, eğitimli insanların yüzlerini dahi görmeye tahammül edemiyordum.
hepsinde aynı körlüğü, kitlenmişliği ve standart davranış kalıplarını görüyordum. halbuki bu hastalıklar sıradan insanlarda yoktu. gerçi onlarda da başka hastalıklar vardı ama o sırada bunlar benim için önemli değildi.
bu sebeple eğitimli ve kültürlü insanlardan uzaklaşıp dekorasyoncu, boyacı, laminant parke döşemecilerle arkadaşlık yaptım yıllarca. onlardan çok şey öğrendim. boşuna dememişler “anadolu halkı irfan sahibidir” diye…
hatta en iyi dostlarımdan biri doğru düzgün okuma yazması bile olmayan bir ayyakkabı boyacısı idi. ama öyle bir irfanı vardı ki parmağınızı ısırırsınız. mevkiini söylemeyeyim adamın başına üşüşülmesin bana küser sonra…



