
Devrimlerle düzenin değiştirilebileceği iddiası solcuların ürettiği zırvalardandır ve müşterisi çoktur. bir elmanın kendine göre bir olgunlaşma zamanı vardır ve elmayı vaktinden evvel hasat edemezsiniz, cebirle süreci öne alamazsınız.
toplumlardaki dönüşüm de böyledir. asırlar içinde yavaş yavaş bir şeyler değişir, farklılaşır, içten içe pişer ve nihayet eski yapı ve ilişkiler daha fazla sürdürülemez olur ve büyük bir çatırtıyla çökerler. işte büyük devrimci addedilen kimseler de, bu dönemlerde zuhur eden pratik zeka sahipleridir. mesela denir ki, “eğer napolyon 50 yıl önce doğmuş olsaydı, binbaşılık rütbesinden emekli olacak ve sıradan bir subay olarak ömrünü hitama erdirecekti”
devrim palavralarına ve ilüzyonuna kendini kaptırmış ve şiddeti yücelten gruplar ağır psikolojik bozukluk yaşayan tedaviye muhtaç insanlardan müteşekkildir genelde. gerçeklik algısını yitirmeleri sebebiyle , fırsat ayaklarına kadar gelse bile, onu değerlendirecek kapasiteden yoksundur bu tayfa. boş hayaller uğruna helak olup giderler. devrimcilik bir tür intihar psikolojisidir desek yeridir.
içinde bulunduğu toplumun ve dönemin doğru ve objektif analizini yapabilme yeterliliğine sahip olanlar ise zaten az çok başarı elde ederler ve önlerine istisnai bir fırsat çıkarsa da asla kaçırmazlar. çünkü onlar fare deliği önünde pusuya yatmış kedi gibi tetikte ve uyanıktırlar.
kedi gibi bir murakabe sahibi olmak psikopatlıkla bağdaşmaz. dengeli, akıllı, iç geriliminden kurtulmuş, belli ahlak formasyonuna ulaşmış insanlar gerektirir.
gerçek devrim ancak ahlaki bir dönüşümle mümkündür. toplumu dönüştürmeden önce insanı dönüştürmeyi başarmalısın.
bazılarının zannının aksine devrim, üçkağıtla, hile ve hurdayla, saman altından su yürütmeyle olacak iş değildir.
kanaatimce, cemaatin başarısızlığının sebebi budur. evet onlar insanı bir ölçüde dönüştürmeyi başardılar ama yetiştirdikleri insan tipinde kayda değer bir pırıltı ve yenilik görülmüyor. zamanın ruhunun istediği kaliteden fersah fersah uzaklar.



