
– Din nedir?
+ evrenin yasalarıdır. kabaca ele alırsak evren, madde, enerji ve melekût boyutlarından oluşur. evrenin her boyutu itibariyle farklı fizik yasaları vardır. din bu üç boyutun kurallarını kapsar ve insana hepsi ile uyumlu olmayı teklif eder. zira her kural ihlali vahim durumlara yol açar. insan her ihlal ettiği kuralın sonuçlarına katlanacaktır. yer çekimini hiçe sayıp onuncu kattan atlayan kimsenin katlandığı sonuç gibi…
– ama şimdiye kadar dini hiç kimse bize böyle tarif etmedi.
+ din gerçekte bir yaşantıdır; tadılan bir hâldir. ancak pratikte onun bir şekilde akılla ifadesi de gerekmektedir. her ne kadar dini, akli bir modele hapsetmek doğru olmasa da maalesef bu durumdan kaçamamaktayız.
dini yani üç boyutu itibariyle evrenin kurallarını, akli olarak bir modele döktüğümüzde öncelikle aklın ve dilin dar kalıplarına hapsolmaktayız. ikinci sıkıntı da yaşanılan dönemin insan ve toplum algısına göre indirgeme yapılmak zorunluluğudur.
bu durumda canlı canlı bir yaşantı, devrin imkanlarına göre çekilmiş tek kare fotoğraf gibi dondurulmaktadır. o tek kare resim hakikatin sadece bir vechesidir esasen. çok boyutlu hakikati akli bir modele hapsettiğimizde diğer boyutlar budanmaktadır.
orta çağın insan algısı çok sınırlıdır. zorunlu olarak tarım toplumu ve feodalizmin zemininde ve eski çağ felsefesinin diliyle modellemeye gidilmiştir.
orta çağ din anlayışının son derece dogmatik, hoşgörüsüz, katı ve vahşi yönü feodalizm kaynaklıdır. zira bir tarım toplumunda çok sesliliğe izin verilemez. verilirse tek ses kalana kadar kan dökülür; yine iş dönüp dolanır ve tek hakim zümre ve tek görüşün hegemonyası ile biter.
ilaveten, orta çağ din anlayışının hukuk dili ile ifadesi de o devrin entelektüel imkanı ve tek gelişmiş soyut dilin felsefe olmasıyla alakalıdır.
biz bugün dini, hukuk dili ile değil fizik biliminin dili ile ifade etmeyi tercih ederiz. zira bu dil bize hakikate daha çok nüfuz imkanı sağlamaktadır. dinin hukuk dili ile anlatımı bir orta çağ bakiyesidir ve ilkel bir yönelimdir.
diğer yandan, günümüzde “din” ünvanı altında bildiğimiz şeylerin artık hakikatle herhangi bir mutabakatı kalmamıştır. din(!) artık bizi hakikate ileten kurallar bütünü değil, bilakis hakikate engel olan konumuna gelmiştir.
zaten bunu son beş asırdır dini anlayışların ve yapılanmaların, yenilgi üzerine yenilgi almasından da anlayabiliriz. hele son üç yüz yılda, “bilimsel pozitivist paradigma” adeta tüm dini anlayışların üzerinden silindir gibi geçmiştir.
– “bilimsel pozitivist paradigma”nın dinleri mağlup etmesinin sebebi nedir?
+ “bilimsel pozitivist paradigma” evrenin maddi yasaları ile uyumu esas aldığı ve ona göre bir yapılanma öngördüğü için hakikate dini anlayışlardan daha yakındır. dolayısıyla diğer anlayışları yenmesi tuhaf karşılanmamalıdır. zira bâtıl olanın hak karşısında tutunabilmesi mümkün değildir. hak daima galip gelendir.
– iddianız biraz garip olmadı mı? dini savunayım derken siz de “bilimsel pozitivist paradigma”nın mümini olup çıktınız.
+ hayır öyle bir şey olmadı. biz sadece yiğidin hakkını teslim etmekle yetindik. hakkın üzerimizdeki hatırıdır bu. ancak dikkat ederseniz evrenin üç boyutlu olduğunu, madde enerji ve melekût boyutlarından oluşup her boyutun ayrı ayrı hakkının verilmesi gereğinden bahsetmiştik. işte “bilimsel pozitivist paradigma” bu noktada çuvallamaktadır.
maddenin hakkını vermekte, son yıllarda enerji boyutunu da yavaş yavaş keşfetmektedir. ancak melekût boyutundan zerre gram haberi yoktur. olması da mümkün değildir. zira melekût alemine veya nur boyutuna ancak peygamberlerin bağlıları ulaşabilir; çünkü peygamberler ilahi nurun tenezzül edip kendilerine indiği kimselerdir. nur boyutu yalnızca onlara bağlı olanlara açılır.
işte bizim islam dediğimiz de budur. islam, üç boyutun kurallarına da uyumlu olup esenlik, güvenlik, huzur ve barış içinde olmak demektir.
(vol 2 daha sonra gelecek nasip olursa)



