Diyarbakır’da Bir Astronom
Tüm dehalar doğuştandır. kimse eğitimle öğretimle deha falan olamaz.
bizim tasavvufta bir ölçümüz vardır, “manalar suretler olmadan tecelli edemezler”. ne demek biliyor musunuz bu? saf manaların yeryüzünde görünür olabilmeleri için kendilerine uygun kıyafetlere bürünmeleri gerekir.
bir kimse çok özel yeteneklerle doğmuş olabilir. ancak o yeteneğin açığa çıkması için kişinin o zamana dek alanındaki tüm birikimi incelemesi, o alanın büyük şahıslarını tetkik etmesi ve bunlardan daha da önemlisi yöntem bilgisine sahip olması gerekir. ilmi düşünme yöntemine sahip olmayanlar kayda değer bir yol kat edemezler.
belki de son bir kaç yüzyıl içinde anadolu’nun köylerinde 3-5 tane beethoven kabiliyetinde müzik dehası geldi ve hiçbir verim ortaya koyamadan göçüp gittiler; çünkü o doğuştan gelen yeteneğin açığa çıkabilmesi için doğru düzgün bir müzik eğitiminden geçmeleri gerekiyordu. peki onlardaki olağanüstü müzik yetenekleri hiç mi tezahür etmedi? elbette etmiştir. muhtemelen bunlar daha ufacık çocukken saz çalanlara ağzının suları akarak bakıyorlardı ve babalarına kendilerine saz almaları için yalvarıyorlardı. babaları da onlara kızıp “sen boş ver şarkıyı türküyü, git bizim koyunları güt de bir işe yara” demiştir herhalde. lakin o çocuğun koyunları güderken kendi kendine yaptığı uyduruk kavalını çaldığını rahatlıkla varsayabiliriz. neticede öyle veya böyle, büyüyünce köyün en iyi kavalcısı veya saz çalanı olmuştur muhtemelen.
demem o ki, bu diyarbakır’lı vatandaşımızın doğuştan çok özel yetenekleri haiz olduğu kesin. maalesef o yeteneğin gerçek anlamda açığa çıkması için gereken eğitimden mahrum kalmış. bu saatten sonra da yapacak pek bir şey yok.
bu vesileyle ülkemizdeki akademisyenlere de dokundurmadan geçmeyeyim. alanlarındaki her türlü bilgiye sınırsız erişim imkanına sahip olmalarına rağmen niçin bunlardan bir şey olmuyor biliyor musunuz? çünkü bunların çoğu doğuştan boş teneke; ilim aşkı falan yok adamlarda. akademisyen olmaktan gayeleri de toplumda saygın bir statü elde etmek. daha ötesi değil. bu da bizim ayıbımız. iyi bir eğitim sistemi yetenekleri tespit eder ve onları mümkün olabilecek en iyi şekilde yetiştirir. yeteneksize ise eğitim harcaması yapmak düpedüz kaynak israfıdır.
yeri geldikçe hep söylüyorum; bir daha söyleyeyim: bir toplumda %2,5’luk bir yetenekli insan kesimi vardır. bunlar küçük yaşta tespit edilmeli ve olabilecek en iyi eğitim imkanlarına kavuşturulmalıdırlar. geri kalan vasat kesime ise fazla harcama yapmaya gerek yoktur. onların meslek eğitiminden geçirilmeleri yeterlidir.
kısacası, tüm gençler lise seviyesinde meslek eğitiminden geçirilmeli ve en kısa yoldan hayata atılmaları sağlanmalıdır. özel yetenekler ise yüksek öğrenime devam etmelidir. üniversitelerimiz de sayıca az ama çok yüksek kalitede olmalı ve yalnızca %2.5’luk kesime hizmet vermelidir.



