La İlahe İllallah Muhammedün Resulullah 1
Geometrik bir şekil olan daireyi düşünün… bu daireyi saat yönünde devredeceğiz. başlangıcımız ve sıfır noktamız, dairenin yere temas ettiği nokta veya zemine teğet noktasıdır.
“lâ ilâhe” diye çektiğimizde, alt teğet noktasından dairenin tepe noktasına veya üst teğet noktasına kadar yolculuk yapmış oluyoruz.
bu ilk yarım daire tüm varoluştur. “lâ ilahe” kılıcı ile hepsinin kalbimizdeki bağlarını kesiyor ve hepsini yele veriyoruz. kalbimizden tüm mahlukat sürülüp çıkarılmış ve kalbimiz tahliye edilmiş oluyor.
tepe noktasına geldiğimizde “illallah” diyoruz ve o noktada hakta fena bulmuş oluyoruz. ayna güneşin istilası altına giriyor.
üst teğet noktasından yolculuğa devam edince, iniş yayını devretmek durumda kalıyoruz. dairenin bu ikinci yay kısmı, en tepeden tekrar en başlangıç noktasına bağlanıyor. yani yolcumuz tüm daireyi devredince yola çıktığı ilk noktaya geri dönmüş oluyor. işte bu iniş yayı da “Muhammedün resulullah”tır.
evet, yolcu ilk noktaya geri dönmüş oluyor ama asla şimdiki hâli ile ilk hâli aynı değildir. yola çıkarken bâtını, iç alemi mâsiva(Allah’ın gayrısı) ile dolu idi; şimdi ise hakk ile doludur. isterseniz yola çıkan beşer idi, fakat aşağı inen hakk oldu da diyebilirsiniz.
ben namaza durmadan önce bu şekilde minik bir tefekkür yapıyorum genelde. benlik sahibi ve dünyaya dalmış isnetus olarak “lâ ilâhe” ile yayı tırmanıyorum. en tepede “illallah” ile hakkta fena buluyorum. daha sonra “Muhammedün resulullah” ile beşer alemine tekrar iniş yapıyorum.
daha doğrusu “ben” değil, “o” iniyor; peygamberin kıyafetinde…yani ben aynı zamanda peygamberde de fena bulmuş oluyorum. artık ben peygamberde eridim, o oldum, onun şeklinde göründüm diye tahayyül ediyorum ve namazı bu niyetle ve düşünce ile kılıyorum.
evet ben bu sırrı sadece hayal ediyorum ki, hayali bile cihan değer kanaatimce. insan-ı kâmil ise yaşıyor… işte bu sebeple, tüm insan-ı kâmiller “Muhammedün resulullah” lafzı altında bulunurlar ve ona dahildirler. o lafzın ardışık olarak sayısız mertebede sayısız gölgeleri/basamakları vardır ki, her bir basamak/gölge bir insan-ı kâmil’e aittir ve hepsi peygamberde fâni olmuşlardır. zaten onda fena bulamayanın kemal bulması mümkün değildir.



