Kulun kendisine ulaşan belayı kaldırmada Allah’a dua etmemesi, bize göre, Allah karşısında bir saygısızlıktır, çünkü böyle bir davranışta insanın bulduğu sabır ve güç karşılığında ilahi kahra karşı koyma kokusu vardır.
arif şöyle der: ‘ağlayayım diye beni acıktırdı.’ arif sabır gücünü kendisinde bulsa bile, zayıflık, kulluk ve saygı mertebesine koşar, çünkü bütün güç Allah’a aittir. bu nedenle kendisine ulaşan bir belayı kaldırmasını rabbinden ister ya da -belanın gerçekleşme imkânı varsa- kendisini ondan korumasını ister.
böyle bir davranış, kadere razı olmayla çelişmez. çünkü bela, kaza değil, takdir edilen şeydir. böyle bir insan kadere razı olurken kaderin gereği olan şeyin karşılığında rabbine dua eder. bu durumda ise, hem razı olan hem de sabreden olur. işte bunlar, allah’ın kendilerini övdüğü sabredenlerdir.(fütuhat, muhyiddin-i arabi)
not: nefs-i emmare mertebesinde olan kimsenin duaları dahi egonun arzularını öne sürmesinden ibarettir. emmare mertebesindeki kimseye yakışan istemek değil, zikretmek ve razı olmaktır(olmaya çalışmaktır).



