Din, Evrensel Düzen ve SünetullahDiyalektikDünya ve Ahiretistiğfar-tövbeTevhid AnlayışıTövbe

Günah 7

Orta çağ zihni, dini sanki bir hukuki düzenmiş gibi ele almıştır. o devrin imkanları ve entelektüel kapasitesi o kadarmış. dolayısıyla eleştiriye hakkımız yoktur. ancak bu algı düzeyinin günümüzde bir ayak bağı olduğunu da önemle belirtelim.

“günah işledin kuralı çiğnedin, tanrı seni ahirette yakacak”

evet temel olarak bu algı, insana yanlış yapmanın bir bedeli olduğunu anlatıyor; ama aynı anda sayısız çarpık bakış açılarının türetilmesine de yol açıyor.

-tanrı diye üst bir varlık var. kanun hükmünde kararname çıkarır gibi insana kurallar koyuyor. insan bu kuralları çiğnediğinde kızıp onu cezalandırıyor. ateşe falan atıyor. sinirli, acımasız bir varlık. (işin doğrusu ise şu: dünyada kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bilinç bedenimiz, ahirette fizik bedenimiz oluyor ve kendi titreşimine uygun bir çevreye yerleşiyor)

+tanrı diye üst bir varlık yok esasen. en azından insanların anladığı manada yok. islamın tevhid inancı bambaşka bir olgu gerçekte: varoluş tek bir yapıdan ibaret. bütün isim ve resimler altında görünen o ve onun özellikleri(sıfatları). ondan başka yapıp eden yok. her birimizde yapıp eden dahi o. varoluştaki tüm fiiller tek bir fiil ve ona ait. fiil tek, fail tek.

günah dediğimiz fiiller ise düşük şuur seviyesinin yol açtığı yanlış işlerdir. yapılan her yanlışın da otomatikman olumsuz sonuçları olacaktır. işte bu olumsuz sonuçlar tanrının cezalandırmasıdır denilebilir istenirse. peki niçin otomatik bir sonucu tanrıya atfettik? çünkü evrensel düzen, onun sıfatlarının açığa çıkmasından ibaret ve düzen onunla kaim.

-peki günah işlemesek olmaz mı?

+esasen bu anlamsız bir sorudur. bu dünyada hiç kimse pek çok defa yanlış yapmadan doğruyu bulamadı. yanlış yapmak hayatın bir gerçeğidir. ancak yanlış yapmanın sıkıntısı şudur ki, her yanlışımız istikamet çizgisinden bir sapma olduğu için, bizi kendi mukabil kutbuna savurur. istikamet çizgisine tekrar dönmek için iki zıttı aşmak ve şuurda bir üst mertebeye sıçramak zorunda kalırız.

bu da kolay değildir elbet. yanlışımız esnasında zihnimiz içindeki antitez kutbu(şeytan) derhal saldırıya geçecek ve “bak gördün mü, sen pisliğin tekisin, senin kadar rezil biri yoktur bu dünyada, senden bir halt olmaz artık” şeklinde veya benzeri bir argümanla diyalektiğin işlemesini önleyecektir. eğer kişi, şeytanın bu iğvasından kurtulamazsa, yeis psikolojisine düşer ve “battı balık yan gider” deyip kendini iyice salar.

bu bahsin özü şu cümlede saklıdır: bir yanlışın yanlış olduğu idrak edildiğinde, artık o yanlış, yanlış değildir; ki bu mana tövbenin de hakikatidir. yoksa tövbe tanrı(!) önünde yapılan bir ritüel değildir; basitçe o yanlışı işlemeyecek olgunluğa ulaşmak demektir. tövbenin hakikati mesnevi’de nasuh isimli gencin kadın kılığına girip, kadınlar hamamında tellaklık yapması hikayesinde anlatılır.

isnetus 24.05.2019 19:19 ~ 20:59

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu