Hekimlerin kararı şudur şudur ki: hastanın hastalığı devam ettiği sürece asla bir gıdanın kendisine faydası olmaz. isterse, ona sunulan yemeklerin en iyisi ve en güzeli olsun.. o durumunda hasta, hastalığından gıda alır.. bir mısra:
hastalıktır gelen, yemekle hastaya..
bunun için, hekimler öncelikle, hastalığın izalesini düşünürler. bundan sonra, hastanın haline ve mizacına, münasip gıdalarla, kuvvet buldurmaya çalışırlar.
yukarıda anlatılan mana, maneviyatta da geçerlidir. allah-ü teâlâ’nın buyurduğu:
— «kalplerinde maraz vardır.» (2/10)
ayet-i kerime işaret edildiği gibi, kalplerinde maraz olan kimselere ibadet ve taat asla fayda vermez. hatta zarar verir. şu hadis-i şerifler, bu manaya işaret ederler:
— «nice kuran okuyan vardır ki, kuran kendisine lanet eder.»
— «nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine ancak açlık ve susuzluk kalır..»
bunlar sağlam haberlerdir.
üstte anlatılan manaya göre, kalp tabipleri, öncelikle hastalığın izalesini emrederler.
bu durumda hastalık, kalbin yüce hakkın gayrına alakasıdır. hatta, insanın kendi nefsi ile bağlantısıdır. zira, insan neyi ister ve neyi severse; kendi nefsi için ister ve onun için sever.. şayet çocuğunu severse, kendi nefsi için sever. aynı şekilde mallar, baş olma, makam dahi böyledir. gerçekte taptığı dahi o nefsidir.
insan, bu bağlantılardan ve saplantılardan kurtulmadığı sürece onun için kurtuluş ümidi yoktur.
bu gibi hastalıkların giderilmesini düşünmek, kalp sahibi ulemaya ve basiret sahibi hükemaya düşer.
bir mısra:
yeter bir işaret
varsa anlayış şayet
(mektubat-ı rabbani. 105. mektup)
not: kalbin hastalığı allah’tan başkasına tutulmuş olmaktır. işin özünde de kendine yani benliğine tutulmuş olmaktır.
bol bol kuran, hadis okuyan, eski dini kitaplardan nakiller yapıp bunları okumayı tavsiye eden ve oradakileri uygulamayı önerenlerin düştüğü hata işte bu noktadadır.
sözü edilen bilgileri bizzat peygamberin huzurunda öğrenenler, en büyük hekimin tesirine girmekle, aynı anda hastalıktan da kurtuluyorlardı. halbuki günümüz insanı emmare dediğimiz şuurun en dip noktasındadır. bu noktada olan kişiye ibadet taat fayda vermez.(burada farzlardan değil nafilelerden bahsedilmektedir) bilakis ibadetler daha da beter hasta eder onları. dikkat edin, dindar(!) kimseler oldukça takıntılı, obsesif kimselerdir. sürekli vesvese halinde yaşarlar.
o yüzden aslolan, islamın leziz melekûti gıdalarını yemeye çalışmak değildir. aslolan bir an önce hastalıktan kurtulmaktır. bu minvalde, bize lazım olan çok şey bilmek ve öğrenmek değil, sistematik bir şekilde kâfi miktarda öğrenmektir. o yüzden herkese mesnevi okumayı tavsiye ediyoruz. bol bol “lâ havle ve lâ guvvete illâ billah-allah’tan başka davranış ve güç sahibi yoktur” demeyi öneriyoruz. zira tesbihat ve mesnevi hikayeleri, tekrar ede ede bilinçaltına işlerler.



