
Adem’in kadın ve erkek şeklinde ikiye ayrılması ve neticesinde küll/bütün’den kopması onu parça oluşa indirgedi. o zaman insandaki şuur, ister istemez bütünün çıkarını değil de, o kısmi varlığın çıkarını kolladı ki, işte bu “nefs/ego” nun doğuşudur.
“ben” demekle, yalnızca kendi hayatiyetimi, menfaatlerimi kollamakla diğerlerini dışarda bırakmış olurum. bu durumda, aslında külli/tüm olmak potansiyelini taşıyan şuurumu parça/cüz olan bir varlığa indirgerim.
işte bu berzah , kainatta şirkin, küfrün ve tüm kötülüğün zuhur ettiği bir kaynaktır. pandora’nın kutusunun açılmasıdır.
17- ey musa! sağ elindeki nedir?
18- musa dedi: “o benim asâmdır, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım şeyler) de var” (taha suresi)
ayetten de anlaşılacağı üzere, insan bu bedene hasredilmiş şuur ve ona tâbî bütün kuvveler ile, o bedenin ihtiyaçlarını karşılamakta ve geçimini sağlamaktadır, ancak allah o kendine dayanılan cüzi şuurun(asanın) hakikatini hz. musa’ya göstermiştir.
19- allah: “ey musa! onu (yere) bırak”dedi.
20- musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! hızla sürünen bir yılan değil mi!
evet cüzî, kısmî yalnızca bedene hasredilmiş şuur, nefsani bir şuurdur. yalnızca o bedeni düşünür geri kalanı umursamaz. bu sebeple Allah’ın ahlakından uzaktır ve ona düşmandır çünkü Allah, mahlukatı arasında ayrım yapmaz, hiçbirini dışarda bırakmaz bilakis adalet eder ve hangisi neye layıksa ona layık olduğu şeyi verir.
insanın da böyle bir anlayışa ulaşabilmesi için birimsel varlığını, egoyu, terketmesi, “yılanı” atması gerekir. kişi ancak yılanı atarak birim odaklı davranışlardan ve fiillerden kurtulur ve bütüne ulaşır ve total bir anlayışa erer. işte böyle bir zat, insan-ı kamildir ki, onun bedeni bütün kainattır, şuuru da bütün kainatın şuurudur. zira o birimsel varlığını terk etmekle bütüne kavuşmuştur.
maalesef bunu yaşantıya dönüştürmek lafını etmek kadar kolay değildir. çünkü “ego/yılan” cehennemin tohumudur ve aslı ateştir ki, bu haliyle ağzından ateşler püskürten ejderhalar olarak mitolojiye mâl olmuştur.
bu yılan hem yanar hem yakar, tâ en sonunda yakıtı tükeninceye ve yakacak bir şey bulamayıncaya kadar. bu süreç tahayyül edilemeyecek kadar acılı ve çileli bir dönemdir. bu yanma esnasında derviş, kendi tedbirini bırakmayı ve her işi Allah’a ısmarlamayı öğrenir, tam teslimiyet sahibi olur. işte bu noktada ateş sönmeye yüz tutar.
ve dervişin şuuru, Hz. Musa aşamasını geçmiş ve Hz. İsa makamına gelmiş olur. ona artık İsa’sı inmiş ve deccalı(egoyu) katletmiştir. o artık İsevi bir şuurla donanmıştır. Hz. İsa göklerin krallığının merdivenidir.
Hz. Adem’le başlayan cennetden kovuluş macerası onunla nihayet bulmuş ve insanoğlu isevi bir şuurla kovulduğu cennetlere tekrar ulaşmanın yolunu bulmuştur. elem-i firak(ayrılık acısı) son bulmuş ve huzur başlamıştır.



