
Resmi tarih ve resmi yorum olgusu, dünya ölçeğinde de geçerli midir? bugün dünyaya hakim olan batı medeniyetidir. tabî olarak da bu medeniyetin, kurduğu dünya düzeni için bir resmi tarih ve resmi yorum üretme çabası olmalıdır. bu medeniyetin ideologlarının, hegemonyalarını korumak ve sağlamlaştırmak, düzenlerini ayakta tutmak için böylesi bir yol izlemesi normaldir.
ancak bu noktada biraz ürpertici bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. eğer batı tarafından kurulmuş olan dünya düzeninin üretilmiş bir resmi tarihi ve resmi sunumu varsa, bu, insanların büyük kısmının zihnine etki ediyor demektir. mevcut dünya düzeni içinde yaşayan insanlar, bu büyük telkinin etkisi altına girmiş olmalıdırlar ve kendi kendilerine de bu kapalı zihin kafesini kırıp dışarı çıkmaları oldukça zordur. balıklar nasıl suyun içinde yaşadıklarının farkında değillerse, dünya düzeninin resmi tarihi ve resmi sunumu ile şartlandırılmış olan insan da kapalı bir düzenin içinde yaşadığını fark edemez.
dolayısıyla insanın etrafındaki tüm yalanlardan kurtularak gerçek dünyayı tanıyabilmesi, kendi başına yapabileceği bir iş değildir. bu işi yapmak için “entellektüel” bir çabaya giriştiğinde kullanacağı düşünce ve araştırma yöntemleri bile aslında dünya düzeni tarafından belirlenmiştir. mesela, gerçek dünyayı anlamak için yola çıkan bir insan, büyük ihtimalle kurulu düzenin felsefi dayanaklarına başvurmadan edemeyecektir. aydınlanma çağının “akıl” modeliyle düşünecek, pozitivist bilimsel metodolojiyi kullanacak, kendisine empoze edilen mantık yapısını ve değer yargılarını terk edemeyecektir. bu halde pek fazla mesafe kaydedemez. islamı ise ne derece anlar siz takdir edin?



