İslam Putperest Bir Dindir
Yanlış. islam putperestliğin panzehiridir. islamın alamet-i farikası olan kelime-i tevhid’in ilk kısmı “lâ ilâhe/ ilahlar yoktur/ ilahları reddederim” gerek objektif/dışarıda, gerekse subjektif/kendi tasavvur ettiğimiz, hayalimizde oluşturduğumuz bütün ilahları reddetmeyi ve “illallah” ile sadece Allah’ı kabul etmeyi öngörür.
hiçbir varlığı, insanı, fikri, şunu bunu kutsallaştırmak, idolleştirmek ve tapınmacı bir zihniyete girmek müslüman için mümkün değildir. allah’a dahi tapınılmaz ancak ibadet edilir yani kendi potansiyelini açığa çıkarmak üzere peygamberlerden öğrenilen ameller icra edilir.
ibadetler Allah’a yaranmak için değil insandaki birtakım özelliklerin kuvveden fiile çıkması için vardırlar. mesela, vücud geliştirme insandaki bir potansiyelin disiplinli çalışma ile açığa çıkarılmasıdır. ibadetler de aynı olayın rûhî versiyonlarıdır. bu sebeple o sahanın üstadları olan peygamber ve evliyaların verdiği çalışma programı aynen tatbik edilir. ekleme çıkarma, değiştirme yapılmaz. bu zatlar o programları uygulayarak rûhî manada “herkül” olmuşlardır. görseniz ruh pazuları şişkindir.
“tamam çok güzel söylüyorsun ama, biz, müslümanlarda senin söylediğin şeyleri görmüyoruz bilakis tam tersi durumlar görüyoruz” derseniz, evet söyledikleriniz doğrudur demekten başka çarem yoktur. bir insanın akli olarak gelişmişliği onun ruh sahasında da gelişmiş olduğuna delalet etmez. bir profesör rûhî alanda ilkel kabile mensuplarından bile geri olabilir.
size bir hatıramı anlatayım. bir zamanlar, mektubat-ı rabbani’yi okuyorum. şöyle bir şeye denk geldim. “peygamberler olağanüstü haller gösterebilmek için riyazet(uzun süre aç kalmak) yaparlar çünkü olağanüstü haller gösterebilmenin anahtarı açlıktır ve peygamberliğin gereklerinden biri de mucizeler gösterebilmektir” diyordu. ufak bir sarsıntı geçirdim. çünkü bana göre peygamberler allah’ın sevgili kuluydu ve bir şeylere ihtiyacı olduğu zaman ellerini kaldırır allah’tan isterdi, allah da o sevgili kullarını kırmaz, istediklerini hemen verirdi. uzun süre bu bilgi kafamı kurcaladı ve yıllar içinde yavaş yavaş anlamaya başladım. meğerse çok yanlış düşünüyormuşum. dışarda öyle emre amade bir tanrı yokmuş. sadece işleyen bir düzen ve onun kuralları varmış. gerek maddi gerekse rûhî bu kuralları çözmek ve ona uygun davranmakla başarı elde edebilirmişiz. herşeyin allaha atfedilmesi bir mecazmış. işte böyle…



