İtikat veya inanç ölçüleri bir binanın temelleri ve kaba inşaatı hükmündedir.
namaz, oruç, zikir, günahlardan kaçınmak vs. gibi uygulamalar ise o inşaatın ince işçiliğidir.
demir ve betondan yapılmış ana yapıdaki bir bozukluk, ihmal veya kusur, kesinlikle uygulamalar ile düzeltilemez. o nedenle itikat asıl, uygulamalar ise ikincildir. klasik tabirle söylersek, “itikat asıl, amel teferruattır”.
eğer bir kimsedeki itikat, temel inanç ölçüleri, evrendeki işleyen düzenin kurallarına uyumlu ise; o devasa düzenin kişinin bilincine bir dünya görüşü olarak bire bir yansıması söz konusu ise, o kişi çok büyük bir nimete gark olmuştur; isterse o kişinin uygulamalarda pek çok eksiği olsun; hatta kimi günahlardan da kaçınamamış olsun. misal: kırmızı ışıkta geçmek, düzenin bir kuralı olarak cezai yaptırıma tâbîdir. kırmızı ışıkta geçmenin gayet doğru olduğu inancına sahip olan ve bu inancını hiçbir şekilde değiştirmeyen kişinin yaşayacaklarını varın siz hayal edin…olması gerektiği gibi, yeşil ışıkta geçmenin uygun olduğuna inanan kimse ise rahattır.
doğru itikat evren ile ahengi, uyumu temsil eder. itikat asıl olduğu ve bir üst kümeyi veya sistemi teşkil ettiği için, dosdoğru itikadın kazancı ve nuru, kişideki uygulama kusurlarını, günah karanlıklarını siler atar.
bunun tersi bir durum ise çok vahimdir. itikadı bozuk olan kimse, alnını secdeden kaldırmamış ve hiç günah işlememiş bile olsa, o kimsedeki bozuk itikadın öylesine dehşet bir karanlığı vardır ki, onun tüm varlığını kaplar ve uygulamalardan gelen nurları tamamen söndürür. örnek: peygamber efendimizin sahabesi hakkında ileri geri konuşan kimselere yazık olmuştur. bırakın böylelerine tâbî olmayı, bunlara karşı kalbinde zerre kadar sevgi olana bile ateş mutlaka dokunacaktır.
itikat bu kadar hassas bir mesele olduğu için ehlinden öğrenilmelidir. bu konuların üstadı, imam-ı rabbani hazretleridir.



