
İyyake Nabudü Ve İyyake Nestain 2
“Yalnız sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz”
namazı kılan benim. niçin birinci tekil şahıs kullanarak hitap etmiyorum?
Allah niçin, “yalnız sana ibadet eder ve ancak senden yardım dilerim” şeklinde hitap etmemi istememiş de, birinci çoğul şahıs olan “biz” ile hitap etmemizi istemiş?
bu ayeti “biz” diye okuduğumuzda bir anda yeryüzünde ne kadar namaz kılan müslüman varsa onlarla aramızda bir bağ kuruluyor. adeta dev bir cemaat namazına dönüşüyor namazımız; tek başına kılmış olsak bile.
cemaat ile yani toplu yapılan işlerin havası bir başkadır. söz gelimi, tek başına film izlemekle sinemada topluca izlenen bir filmin keyfi çok başkadır.
daha da önemlisi o cemaatte az da olsa evliyanın olmasıdır. işte o evliya ki namazın hakkını verirler. namazlarını bir mirac merdiveni yapıp hakkın huzuruna varırlar.
işte biz o zatlar ile aynı cemaate dahil olmakla namazımızı değerlendirmiş oluyoruz. yoksa bizim kıldığımız namazı kimse beş paraya almazdı. o büyük evliyaya cemaat arkadaşı olarak arada biz de kaynıyoruz ve bizim namazımız da karşılık görüyor. bize de bir şeyler koklatıyorlar o büyük huzurdan.
evet, ayeti birinci çoğul şahıs olarak okuyoruz zaten hepimiz halihazırda. ancak bunu bilinçli olarak yapmak bambaşka bir seviyedir.
öyleyse bundan sonra “iyyake na’büdü ve iyyake nestaîn” dediğimizde, kendimizi yeryüzü mescidinde namaz kılan tüm müslümanlar ile aynı safta görelim. onların içinde namazı mirac olan evliyaya ise bilhassa dikkat kesilelim.
bir anlık bir düşünce, bir anış, bir hayal yeterlidir. uzun uzun düşünmeye gerek yok. “dünya bir mescid… tüm namaz kılanlar kabe etrafında genişleyen halkalar halinde saf saf olmuşlar. kabe merkezde. ben de dış halkalardan birinde bir saftayım” bu kadar…bir anlık bir hayal…



