Nübüvvet vs. VelayetAkıl- Üstbeyinİnsan-ı KamilKuranSistem KurucusuToplumsal Bilinç

Kişinin Dini Aklı Kadardır

Kişinin dini aklı kadardır.

şimdi bu ifadeyi bile herkes türlü türlü anlayacak.

batı mürekkebi yalamışlar, “eee yeni mi geldi aklınız başınıza, biz ezelden beridir aklın önemini belirtiyorduk zaten” diyecekler. onların akıldan anladığı “rasyonel akıl”dır.

klasik tasavvuf ehli bu ifadeyi nasıl tevil etsek diye kara kara düşüneceklerdir. zira onlara göre din ancak müşahade ettikleridir; kalp gözü ile gördükleridir. kalp gözü ile görmedikçe onların indinde pek değerli değildir kuru inanç. aklı daima küçümseme eğilimindedir onlar. tasavvuf ehlinin hor gördüğü akıl, rasyonel akıldır. haksız olduklarını söyleyemeyiz belki ama işin çok başka vecheleri de vardır elbette.

öncelikle belirtelim ki, nübüvvet dilindeki “akıl” tabiri farklıdır. günümüz diline çevirecek olursak ona ancak “şuur” diyebiliriz sanırım. akıl, deliller yoluyla ve beş duyu vasıtasıyla alemin suretlerini değerlendirme işi yapar. şuur/bilinç ise çok daha geniş bir çerçevedir. şuur, aklı da içerir; ama gerek sezgi gerekse başka çok hassas duygularla rasyonel aklın çok ötesine geçme vasfına sahiptir. aynı zamanda içgüdü gibi kaba özellikleri de kapsaması nedeniyle aşağılara da eğilimlidir.

dikkat edin bu ifade aynı zamanda ortaçağ kaçkını klasik islamcıların mutlakçılığını reddetmektedir.

onlar ne derler?

ben söylemiyorum, kuran söylüyor…

ben söylemiyorum, peygamber söylüyor…

böylece söylediklerinin kendilerine değil, direkt mutlak olana ait olduğunu; dolayısıyla kayıtsız şartsız itaat edilmesi gerektiğini beyan etmiş olurlar. artık siz ona karşı çıkarsanız, bir insana karşı çıkmıyorsunuz; direkt Allah’a isyan etmiş oluyorsunuz. ondan sonra artık size her şey müstehak…

halbuki “kişinin dini aklı kadardır” ifadesi, hem kişisel bilinç itibariyle hem de toplumsal bilinç itibariyle bir aynalıktan bahsetmektedir. ilahi kelamla veya peygamber sözü ile karşılaşılsa dahi, sonuçta onların bilinçte açıldığı kadarıyla bir cürmü olacaktır.

güneşin kendisi devasa bir varlık olabilir ama bir damla suda ne kadar açılıma uğrayabilir ki?

işte insan bilinçleri de böyle boy boydur. kimininki bir damla su, kiminki bir bardak su, kimininki bir kova su, kimininki göl, kimininki marmara denizi, kimininki akdeniz, kiminki de büyük okyanus gibidir…

güneş bunların hepsinde tecelli eder ve açılıma uğrar. bir damla su dahi safiyet kazanırsa, kalp arşında güneşi misafir etme şansına kavuşur ve güneş onun kalbine oturur. böylece “yere göğe sığmam, ama mümin kulumun kalbine sığarım” kutsi hadisi gerçekleşmiş olur.

elbette bir de güneşin büyük okyanus üzerine tecelli etmesi durumu vardır ki, onun hükmü, çapı, etkisi ise bambaşka olacaktır elbette.

sonuç: biz insanı merkeze alıyoruz. zira kuran ve hadis dahi ancak onunla anlam kazanıyor; onda açılıma uğruyor.

soru: açılıma uğramayan veya anlam kazanamayan ayet ve hadisler çıkarsa ne olacak?

hiçbir şey olmayacak… onları tasnif dışı bırakacağız. benim düşünce sistematiğim içinde anlam kazanan ayet ve hadisler delilimdir; diğerlerini ise rafa kaldırırım. dikkat edin! inkar yok… inkar eden kimse iflah olmaz. nereden biliyorsun?… belki başka bir sistem kurucusu çıkar ve senin hiç anlam veremediğin bir ayeti veya hadisi öyle izah eder ve anlamlandırır ki, şaşa kalırsın.

isnetus 24.08.2020 16:26

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu