Kadın ve Erkek (Dişil ve Eril Enerji)Aşk - SevgiPeygamberlerSure, Kıssa ve Mitoloji Çözümlemeleri

Mars

Bir arkadaş marsın aslında görece yumuşak iklimli bir gezegenken, venüs’ün cehennem gibi sıcak olduğunu, dolayısıyla eski yunan ve roma’nın mars’a savaş tanrılığını, venüs’e de aşk tanrıçalığını yakıştırmasının uygunsuz olduğunu söylemiş.

günümüz insanından anlamasını beklemiyoruz tabii ki kâdim bilgileri. zira o bilgileri düz mantığa hapsolmuş pozitivist kafa ile anlamak mümkün değildir.

venüs’ü ve mars’ı birbirinden farklı ve zıt manalı kılan iklimleri değildir; o gezegenlerin titreşim frekanslarıdır veya bir diğer deyimle zikir sayılarıdır. her titreşim frekansı ilahi isimlerden birine denk gelir ve o ismin anlamını makro ölçekte temsil eder. mesela mars ilahi isimlerden kahhar(yok edici) ismine, venüs ise vedud(aşk kaynağı) ismine denk geliyorsa, başka türlü nasıl yorumlayacaksınız meseleyi?

kâdim bilgi sahipleri her bir gezegeni aynı zamanda gök katlarının kapısı olarak görmüşlerdir. bu konuyu düz mantıkla ele alıp yüzeysel olarak yorumlarsanız, küçümseme eğilimine girersiniz eskileri elbette. ne diyor pozitivist kafa: “gezegen dediklerimiz güneş etrafında dönen kütlelerden ibaretmiş meğerse. bunları gök katlarının kapısı olarak görmek eski devirlerin halt etmesinden başka bir şey değilmiş. asırlar boyu gereksiz yere kafa ütülemişler”. (yanlış hatırlamıyorsam dücane cündioğlu aynen böyle söylüyordu. yazık oldu dücane’ye. aklın tuzaklarını aşamadı maalesef. her geçen gün istikamet çizgisinden daha da uzaklara savrulur oldu)

gezegenlerin gök kapısı olmaları yine sahip oldukları titreşim frekansları itibariyledir. madde dediğimiz nedir ki? madde dalga mıdır tanecik midir? bir yönden bakarsanız alemde her şey belli bir titreşim frekansına sahip olan dalgalardan ibarettir(belki de devasa bir okyanusun dalgalarıdır onlar) ve alemin katlarını/boyutlarını birbirinden ayrı kılan yalnızca titreşim frekanslarıdır. işte tam bu noktada bir kuran ayetinin anlamı da açığa çıkmaktadır.

“inkar edenler görmediler mi ki, göklerle yer bitişikken biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? hâlâ iman etmeyecekler mi?” (enbiya 30)

bu ayette hitap esasen tefekkür sahibinin nefsinedir. şuur, terakkisi esnasında bu meseleyi idrak noktasına geldiğinde, artık şahit olunanlar karşısında nefs/ego dahi çözülme eğilimine girmektedir. egonun çözülmesi, onun iman etme aşamasına gelmesidir.(ego/nefs bizim inkarcı yönümüzdür). ayet o yüzden soruyor, “hâlâ iman etmiyor musun?” diye.

esasen bu ayet bize gayet yüksek bir marifeti açmaktadır. tüm varoluşun özde tek bir okyanus olduğunu ve varlık mertebelerinin o okyanusta sonradan kademelendirildiğini bildirmektedir. bu misalden de anlaşılacağı üzere işin aslı çok başkadır… kuran’a yaklaşımımızı revize etmemiz gerekiyor…

sonuç: pozitivizmin verdiği kibirle kâdim bilgileri küçümsemeyelim. size şu kadarını söyleyeyim ki, hz. musa’nın karşılaştığı sihirbazlar bugün yaşasaydılar, karşılarında amerikan ordusu bile çaresiz kalırdı. o denli büyük güçleri vardı. zira bizim aklımızın alamayacağı pek çok evrensel sırra vâkıf idiler.

konunun kadın, erkek, aşk, cinsellik ve cinlere dair kısmı:

https://isnetus.wordpress.com/2020/01/09/cin/

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu