Mutluluk büyük ölçüde kişinin iç dünyası ile alakalıdır.
mutlu olacak olan adam, kulübede de mutlu olur.
iç dünyası karmakarışık olan adamı saraya da koysan, o iç gerilim mutlu olmasına izin vermeyecektir.
tasavvuf ehli bin yıldır “ne ararsan kendinde ara” diyor; ama insanlar ısrarla mutluluğu dış etkenlere bağlama eğilimindeler.
günümüzde öyle bir kesim türedi ki, tüm iç gerilimlerinin sebebi olarak akp iktidarını görüyorlar. akp iktidarından kurtulma yönünde ümitlerini kaybedince, yurt dışına çıkma temayülü gösteriyorlar. akp’nin olmadığı yerde çok mutlu olacaklarını düşünüyorlar. bu türden düşünceler yalnızca fantazidir. gerçeklerle karşılaşıp fantazileri son bulunca sudan çıkmış balığa dönecekler elbette.
dünyanın neresine gidersen git, her yer aynı. üstelik nereye gidersen git, oraya kendini de götürüyorsun. kendinden kaçmanın bir yolu yok. eğer sen bilinç olarak cehennem seviyesinde isen, bahamalara da gitsen bir müddet sonra orada da için sıkılacaktır.
ahiretimiz şu anda bizimle beraberdir. ahiretimiz bilinç bedenimizdir. bu bilinç bedenimiz ölümden sonra fizik bedenimiz olacaktır. bilincin düşük mertebeleri(madde ve tabiat seviyesi) direkt cehennemdir. cehennemde olanın ise içten içe yanması gayet normaldir.
yanmadan ve içteki bu ateşten kurtulmanın iki yolu vardır. biri; bilinç olarak tabiat ve madde seviyesinden kurtulmak, katı ego kaydından çıkmak, benlik bilinci olarak yükselmektir. diğeri ise, gaflet ve sarhoşluğa dalmaktır. ikincisi sahte çözümdür. insanların içkiye, uyuşturucuya, sefahata, çeşit çeşit oyun eğlence ve oyalanmaya düşkünlüğünün sebebi budur.
diğer yandan siyasi iktidardan şikayet etmenin de bir anlamı yoktur. o da ayrıca bir bilinç çarpıklığıdır ve acıya neden olur. zira siyasi iktidar, toplumsal(kolektif) bilinç ile tencere ve kapak ilişkisi içindedir. kolektif bilinç tarihi yürüyüşü esnasında hangi basamağa gelmişse, zâhirde ona göre bir iktidar teşekkül edecektir. bunu durdurmanın bir yolu yoktur. senin basit sandık ve oy hesabına bağladığın iktidar, aslında asırların trendi tarafından belirlenmektedir.
sen buna ister tarihi determinizm de; istersen de kader de; ama şunu unutma: “kader, kendine rıza göstereni hedefe nazikçe taşır, direnç göstereni ise sürükleyerek götürür”. sürükleyerek götürdüğünün kafası gözü mü yarılır, yoksa iyice pestili mi çıkar, orası kişinin direncine kalmıştır. kısacası sal kendini akıntıya rahat et…
not: dikkat edin! bu söylediklerim kişinin iç dünyası ile ilgilidir. zâhir planda insan neye inanıyor, neyi doğru biliyorsa onu yapmalıdır; o yönde çalışmalıdır; ama içten içe de tarihin akışına direnç göstermenin onu yakacağını bilmeli ve iç dünyasında daima nötr kalmayı başarmalıdır.