
Boya kataloğunda renk paletleri vardır. tıpkı onun gibi siyah ve beyazdan oluşan bir renk paleti düşünelim. sol başta siyah renk, sağ başta da beyaz renk olsun. arada da grinin sayısız tonları…sağa doğru gittikçe grinin rengi açılıyor ve gittikçe beyaza yakınsıyor ve nihayet en sonunda yüzde yüz beyaz renge ulaşıyoruz.
burada öncelikle bilmemiz gereken şey varoluşta aslolanın ışık yani nur olduğudur. karanlık ise her ne kadar bize ilk başta hakiki bir varlık gibi gelse de, gerçekte yalnızca kavramsal bir varlıktır. karanlık ışığın açığa çıkmaması halinden ibarettir ve hakiki bir varlığı yoktur. aradaki grinin sayısız tonları ise yine ışığın/nurun derece derece kendini açığa vuruş basamaklarından ibarettir.
tüm varoluş, kainattaki her şey nurun tezahür edişidir. nur varoluş tabakalarında derece derece titreşim frekansını düşürür. frekans düştükçe nurun tezahürü de azalır ve karanlık daha çok belli olur.
tüm mahlukat dahi nurun farklı titreşim frekanslarından oluşurlar. bir ceylan ile sırtlan arasındaki fark, nurun açığa çıkış derecesidir. ceylanda titreşim frekansı yüksek olduğu için ceylan daha aydınlık ve güzeldir. sırtlanda ise daha düşük olduğu için karanlık daha çoktur. o karanlık yani nurun tezahür etmemiş kısmı bize çirkinlik olarak gözükür.
nur insanda açığa çıktıkça bilincin şubelerini aydınlatır ve güzel ahlak olarak kendini belli eder. aydınlanmamış her bilinç şubesi ise çirkin ahlak olarak belirir.
nefs/ego dediğimiz varlık, nurun kapanması sonucu ortaya çıkan bir karanlık halidir. işte bu yüzden ego gerçek bir varlık değildir. yine aynı nedenle tüm kötülükler ve şerler ego kaynaklı iken, tüm güzellikler hakka aittir. hakka hiçbir şer, kötülük kesinlikle isnat edilemez. zira kötülük; yokluk, açığa çıkamayış neviinden bir olgudur.
evet, allah yerlerin ve göklerin nurudur.
her yerde o nur.
gören o
görünen o
gözlerden bakan o
la ilahe illa hu
huuuuuuuu………



