Sufinin biri, bir bağda neşelenip açılmak için suficesine yüzünü dizine dayamış, varlığının derinlerine dalmış gitmişti.(yani murakabe yapıyordu) her zevekilin biri onun bu halinden usandı. dedi ki: ne uyuyorsun ya hu? bir başını kaldır da üzüm çubuğuna, şu ağaçlara, yüzünü şu rahmet eserlerine çevir, seyret! “Allah’ın rahmet eserlerine bak” dedi…(rum suresi 50. ayete gönderme yapıyor)
sufi dedi ki: a heveskar kişi, Allah eserleri gönüldür… dışarıdakilerse ancak ve ancak Allah eserlerinin eserleridir. bağlar, bahçeler, yeşillikler, gönüldedir… dışarıdakiyse akarsuya vuran akislere benzer. o görünen bağ, suya akseden hayali bir bağdır… suyun letafeti yüzünden oynar durur! (yani gönüldeki bağ asıl, dışardaki bağ ise aslın gölgesidir)
bağlar, bahçeler, meyveler, gönüldedir. onların letafetinin aksi, şu suya toprağa vurmuştur! o neşe selvisinin aksi olmasaydı allah bu aleme aldanış yeri demezdi. bu aldanış şudur; yani bu hayal, erlerin gönülleriyle canlarının aksinden hasıl olmuştur. bütün aldananlar, cennet budur sanarak bu akse gelmişlerdir.(yani dünyaya aldanan kişi seraba aldanan kişi gibidir)
asıl bağlardan, bahçelerden kaçarlar da bir hayalle eğlenir kalırlar! fakat bu gaflet uykusu son bulup uyandılar mı doğruyu görürler ama o görüşte ne fayda var? sonra mezarlığa bir feryadu figandır, bir ahu vahdır düşer… kıyamete kadar bu yanılmalarına hasret çekip dururlar!ne mutlu o kişiye ki ölümden önce öldü… yani bu üzümün aslından bir koku elde etti!
(mesnevi’den)



