Öğrenildiğinde Ufku İki Katına Çıkaran Şeyler 1
İnsan sanır ki, kötü işleri kendi gücüyle, kendi çabasıyla kendisinden giderebilir. fazla savaşır, gücünü-kuvvetini daha çok harcar, fakat gideremez; umutsuz bir hale düşer.
ulu tanrı ona der ki: o işi gücünle-kuvvetinle başaracağını sandın. bu bir yol-yordamdır ki koymuşum; yâni
neyin varsa yolumuza dök-saç; ondan sonra bizim bağışımız gelir-çatar. şu sonu gelmez, bitip tükenmez
yolda bu arık(zayıf) elle, bu arık ayakla yürü, yol al; biz biliyoruz ki şu arık ayakla bu yolu aşamazsın sen. hattâ yüz bin yıl yürüsen bir konaklık yol bile gidemezsin. fakat mâdemki bu yola düştün, elden-ayaktan kaldın, düşüp yerlere serildin, artık hiç gücün-kuvvetin kalmadı mı, ondan sonra tanrı yardımı elinden tutar.
hani çocuk süt emdikçe kucakta taşınır, büyüdü mü yürüsün diye onu kucaktan indirirler, yere bırakırlar. şimdi de gücün-kuvvetin bitti artık. gücün-kuvvetin varken savaşıp dururdun; arada-sırada uykuyla uyanıklık arasında, yahut da uyanıkken sana bir lûtufta bulunurduk da onunla bizi arama yolunda kuvvet bulurdun, umutlanırdın.
şimdi, şu anda vesile de kalmadı ya; artık bizim lûtuflarımızı, bağışlarımızı, yardımlarımızı
seyret; bölük bölük başından dökülür saçılır onlar. yüzbinlerce çalışıp çabalamayla bir zerresini bile
göremezsin bu lûtufların. şimdi bunları gördün, bu devlete erdin ya;”rabbini överek noksan sıfatlardan arı
olduğunu söyle ”
o işi kendi kendine başarırsın, elinden gelir o iş sanmıştın ya, o zandan, o düşünceden tövbe et artık. bu işi başarmayı kendinden bildin, bizden değil; fakat şimdi gördün ya; bu işi başarma, bizdendir; “mağfiret dile; gerçekten de o, tövbeleri kabul eder.”
(fihimafih’den)



