
Okuma Yazma Bilmeyen Kuluna Kitap Gönderen Tanrı 2
Alak suresinin tevilini bir de muhyiddin-i arabi’den okuyun. tasavvuf diline aşina olmayanlara yabancı gelebilir…
1- yaratan rabbinin adıyla oku!
2- o, insanı bir alak’dan yarattı.
“…rabbinin adıyla oku!” mekke-i mükerreme’de bulunan nur
dağının zirvesindeki hira mağarasında ramazan ayında kadir
gecesinde Rasulullah’ın (s.a.v) cemden tafsile döndüğü ilk mertebede
bu sure nazil olmuştur. bu yüzden, kur’an’ın ilk nazil olan suresi budur,
denilmiştir.
ayette yer alan “bismi” ifadesinin başındaki “ba” harfi cerri, istiane
(yardım isteme) anlamındadır. tıpkı “ketebtu bi’l kalemi” (kalem ile
yazdım) ifadesinde olduğu gibi. çünkü Rasulullah (s.a.v), varlığından
fena bulmasından sonra, hakkani varlıkla varedilmiş olarak hak’tan
halka döndüğünde, hakk’ın sıfatlarıyla mevsuftu ve onun isimlerinden
biriydi. çünkü isim, sıfatlarla birlikte zatı ifade eder. yani, allah’ın en
büyük ismi (ismi a’zam) olan zati varlık aracılığıyla oku. buna göre nebi
(a.s), cem itibariyle amir (emreden) ve tafsil itibariyle memur (emredilen)
konumundadır.
bu yüzden ayette “rab” , “yaratan” olarak vasfedilmiştir. yani, rab,
halkın suretiyle perdelenmiştir. diğer bir ifadeyle senin suretinde zuhur
etmiştir. o halde, halk suretinde benimle kaim ol, haklıktan halklığa
dön, hak ile halk ol. vahiy, tenzil ve nübüvvetin mümkün olabilmesi için
nebiyi (a.s) cami insaniyet suretinde halklığa döndürünce, halkı
(yaratmayı) genel olarak ifade ettikten sonra, şimdi de insana has olarak
zikrediyor ve şöyle buyuruyor: “o, insanı bir alak’dan yarattı.”
3- oku!…rabbin, en büyük kerem sahibidir.
4- o, kalemle öğreten.
5- insana bilmediklerini belletti.
6- gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar,
7- kendini müstağni gördüğü için.
“oku!…rabbin, en büyük kerem sahibidir.” o, kerem bakımından
en son sınıra varmıştır. o’ndan öte bir kerem olamaz. cömertliğinden ve
sıfatından dolayı zatını ve sıfatlarını sana bahşetmiştir. o halde o, seni
cem aynında fani olarak bırakmayacak, varlığına bedel olarak nefsine
bağışta bulunacak kadar kerem sahibidir. eğer seni fena hali üzere
kalıcı kılarsa, kerem şöyle dursun, hiçbir sıfatı zuhur etmez. en büyük
kerem sahibi oluşunun göstergelerinden biri, seni, en şerefli
sıfatlarından biri olan ilim sıfatı için tercih etmesi, kemalatından hiçbir
şeyi senden saklamamasıdır. bu yüzden ayette “en büyük kerem sahibi”
(ekrem) sıfatı, “kalemle öğreten” şeklinde vasfedilmiştir. ilk ve en büyük
ruhtan ibaret kalemle öğretmiştir. yani onun sebebiyle, onun
aracılığıyla öğretmiştir.
sonra nebi (a.s), beka halinin başında olduğu ve henüz temkine
ulaşmadığı için, yüce Allah onu temkine kavuşturmayı, benlikle zuhur
etmek ve Allah’ın sıfatını intihal etmek suretiyle telvine düşmekten
korumayı diledi ve şöyle buyurdu: “insana bilmediklerini belletti.” yani,
insanın ilmi yoktu, dolayısıyla insanın bilmesi, Allah’ın ilmiyledir. Allah,
ona bilme sıfatını bahşetti ki, zatını kemal sıfatıyla mevsuf görüp de
benliğin zuhuru nedeniyle azmasın. bu yüzden “gerçek şu ki, insan
kendini kendine yeterli görerek azar.” sözüyle azgınlık makamından
sakındırmıştır. yani, insan nefsini kemalinden dolayı “müstağni görmesi”
sebebiyle azar.
8- kuşkusuz, dönüş rabbinedir.
9- gördün mü? men ediyor,
10- bir kulu namaz da iken..
11- gördün mü! ya o doğru yolda ise,
12- yahut takvayı emrediyorsa!
13- gördün mü ya yalanlıyorsa, yüz çeviriyorsa…
14- allah’ın gördüğünü bilmez mi?
“kuşkusuz, dönüş rabbinedir.” zati fenaya ulaşmak suretiyle
dönüş o’nadır. çünkü senin zatın da yoktur, sıfatın da. bunun üzerine
nebi (a.s), halinin edebiyle edeplenerek derhal sakınmış ve şöyle
demiştir: “ben okuyan değilim” …yani, okuyan ben değil, sensin.
“…gördün mü?” hali, malı ve kavmi aracılığıyla hak’tan perdelenen,
cahil ve kendini müstağni gören kişiyi gördün mü?
“bir kulu…men ediyor.” kulu, huzur namazını kılmaktan, istikamet
makamında kulluk sunmaktan azgınlığıyla men ediyor. “o doğru yolda
ise yahut takvayı emrediyorsa!” iddia ettiği gibi bir varsayım ve takdir
olarak şirkinde ve şirke davetinde hidayet üzereyse veya takvayı
emrediyorsa(!) veya “yalanlıyorsa…” küfründen dolayı hakk’ı
yalanlıyorsa ve inadından ve azgınlığından dolayı dosdoğru dinden “yüz
çeviriyorsa…” aynı zamanda “Allah’ın gördüğünü bilmez mi?” her iki
durumda da kendisini gördüğünü ve buna göre kendisine karşılık
vereceğini, cezalandıracağını bilmez mi?
15- hayır, hayır! eğer vazgeçmezse, elbette alnını şiddetle
yakalayıp çekeriz.
16- o yalancı, o hata yapan cahili,
17- haydi çağırsın kavmini,
18- biz de çağıracağız zebanileri.
“hayır, hayır!” bu ifade, namaza mani olmaya yönelik bir rettir ve
şartlı yeminin birinci kısmını olumsuzlayarak ikinci kısmını tehditte
bulunarak olumlamadır: “eğer vazgeçmezse…” buna bir son vermezse,
Nebiye (s.a.v) yalan ve hata nispet etmekten en kâmil ve vurgulu
anlamda vazgeçmezse… bundan sonra, bu müstağni cahil kişinin
kavmiyle perdelenişine, onların gücüne dayanıp Hakk’ın kahrından ve
gazabından gafil oluşuna, tabiat âleminde semavi ve arz menşeli faal
melekutu musallat kılışına dikkât çekiyor, bunlara karşı hiç kimsenin
direnemeyeceğini vurguluyor.
19- hayır! o’na uyma! secde et ve yaklaş!
“hayır! o’na uyma!” onunla sakın uyuşma. tevhide bağlı kalmak
suretiyle ona karşı duruş sergileyişini sürdür. “secde et…” huzur namazı
kapsamında fena secdesine kapan. “yaklaş!” önce fiillerde, sonra
sıfatlarda ve sonra zatta fena bularak o’na yaklaş. istikamet ve davet
makamında tam fenanın kemali üzere devam et ki, kendinden fena
bulup o’nunla beka bulmuş halinde olasın. fiil, sıfat veya zatından
birinden bir kalıntının varlığından dolayı telvin hali sende zuhur etmesin.
bu yüzden Resulullah (s.a.v) bu ayeti okuduktan sonra tilavet
secdesi gerçekleştirdiği zaman şu duayı okumuştur: “cezandan affına
sığınıyorum.” sana ait bir fiilden sana ait bir fiile sığınıyorum.
“gazabından rızana sığınıyorum.” sana ait bir sıfattan sana ait bir
sıfata sığınıyorum. “senden sana sığınıyorum.” zatından zatına
sığınıyorum… işte secde ederek yaklaşmasının anlamı budur. nitekim
bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “kulun Allah’a en yakın olduğu vakit,
secde ettiği vakittir.” Allah, doğrusunu herkesten daha iyi bilir.



