Okuyanların Fakirleşip Okumayanların Zenginleşmesi
Tarım toplumları geniş bir köylü kitlesi ve onları güden seçkin bir azınlık sınıftan oluşur. bu seçkin azınlık ortaçağ boyunca ırsiyete bağlı olarak oluşuyordu. bizim gibi 20. yüzyıla bile tarım toplumu olarak giren bir ülkede ise konjonktür icabı işler biraz daha farklı yürüdü.
tarım toplumunun efendileri olan kemalist seçkinler köylü sınıfının çocuklarını eğitim yoluyla devşiriyorlardı. dolayısıyla bu çocuklar köylülükten efendiliğe yükselip sınıf atlayınca toplumda “okuyup adam olmak” şeklinde bir kanaat yaygınlaştı; çünkü sınıf atlamanın yegane yolu buydu.
türkiye turgut özal’la birlikte kabuk değiştirmeye ve dünya kapitalizmine entegre olma sürecine girince sosyolojik yapı dönüştü ve evdeki hesaplar çarşıya uymamaya başladı. artık okumak ile sınıf değiştirmek mümkün değildi; ama topluma bir kez yerleşmiş bir kanaati de söküp atmak kolay değildi.
evet bir sanayi toplumunda mesleki eğitim en önemli konudur. liselerin %80’i meslek eğitimi verecek şekilde düzenlenmelidir ve bu eğitim olabildiğince kaliteli ve piyasa ile uyumlu olmalıdır. böylece gençler kısa yoldan hayata atılabilirler. üniversitelerin lüzumsuz olanları da kapatılıp meslek lisesine çevrilmelidirler.
gerçi bunlar sır değil herkes biliyor ama uygulamaya geçilemiyor bir türlü; çünkü toplumun beklentileri farklı yönde ve siyasi iktidarlar da oy peşinde oldukları için beklentilere ters düşemiyorlar.
elbette öngörüsüzlük ve vizyon eksikliğinin de bunda payı var. akp ve reis, eğitim konusunda maalesef geçer not alamıyorlar.



