Osmanlı osmanlı’dır; ne eksik, ne fazla…
problem ise ideolojik olarak geriye dönük tarih okumalarından kaynaklanıyor. tabii bu okumaların tamamen çarpık ve uydurma olduğunu, halihazırdaki siyasi yapıya payanda olmak üzere üretildiğini söylemeye gerek yok.
eğer bir insan huzursuzsa, iç gerilimi yüksekse, onda nostaljik ve ütopik eğilimler doğmaya başlar. halinden ve hayatından memnun değildir; çünkü içinde yaşadığı devrin çok kötü olduğunu, bozulmanın had safhaya ulaştığını, hatta hiçbir devirde bu denli çürümenin görülmediğini düşünür. işin komik tarafı, her devrin huzursuzlarının aynı lafları ettiğinden habersizdir.
iç dengelerini sağlamış, kendi aleminde taşları yerine oturtmuş, dolayısıyla da huzura ermiş, iç barışı yakalamış insanlar ise nerede olurlarsa olsunlar, hangi zamanda yaşarlarsa yaşasınlar memnundurlar; hatta bir fakir kulübesinde, kuru ekmeğe talim etseler bile. onlar hallerinden asla şikayet etmezler.
huzursuzlar dünyadaki bir çok kavganın müsebbibidirler. iç alemdeki kavgalarını zahire çıkartırlar ve dünyayı kana bularlar. devrim peşinde koşan ütopikler(komünistler) buna en büyük örnektir. güya devrim olunca birdenbire dünya cennete dönüşecek, tüm kötülüğün kökü kazınacaktır; ama nedense hep tersi olur. bu ütopiklerin başarı kazandığı üç beş yere bakarsanız, ülkelerini çok daha beter ve korkunç durumlara düşürdüklerini görebilirsiniz. takipçilerine elf diyarını vaad ederken, gerçekte onları hep orkların beldesine götürmüşlerdir.
nostaljik argümanlar geliştiren siyasi hareketler ise, ütopikler kadar tehlikeli olmazlar genelde. onlar basitçe insan zaafını(ve de huzursuzluğunu) siyasi kazanç için kullanmaktadırlar. ancak arada çok tehlikeli versiyonları da çıkabilir elbette; “asrı saadete dönelim”ci ışid gibi…



