Roma imparatorlarının muhafız birlikleridir. bunlar dahi korumakla yükümlü oldukları imparatorlara karşı kimi zaman isyan etmiş ve öldürmüşlerdir.
bu hadiseler tarihin garip bir cilvesi ve diyalektiğidir. emniyeti ve asayişi sırf kaba güçle sağlamanın mümkün olmadığını tarihin bize söyleme şeklidir. yalnızca kaba güce güvenen, eninde sonunda o gücün kurbanı pozisyonuna düşecektir. kaba güçle ancak kısa vadede nizam kurabilirsiniz.
bir toplumda düzeni sağlamanın en etkin yolu, o toplum üzerinde ideolojik hegemonya kurmaktır. önce iç tutarlılığı yüksek bir dünya görüşü üretmek; sonra insanları bu ideolojiyle programlamak gerekmektedir. eğitim dediğimiz olgu, tümüyle bu sözü edilen endoktrinasyon sürecinden ibarettir. günümüz dünyasında ilkokuldan üniversiteye kadar tüm eğitim kurumları, çocukları ve gençleri -fabrikalardaki üretim bandındaki gibi- kademe kademe programlamakta ve kendi müminlerini yetiştirmektedir. bu minvalde, bir profesörün orta çağ piskoposundan farkı yoktur. öğretmenler de kilise rahibi muadilleridir.
doğru düzgün bir dünya görüşü üretememiş toplumların düzeni sağlamaları, dolayısıyla müreffeh bir toplum haline gelmeleri mümkün değildir. batı, ürettiği “bilimsel pozitivist paradigma” ile günümüzde bu konuda büyük bir başarıya imza atmıştır. hatta iç tutarlılığının diğerlerinden daha yüksek olması nedeniyle yeryüzündeki sair dünya görüşlerinin üzerinden silindir gibi geçmiştir. iki yumurta tokuştuğunda elbette yapısı güçlü olan diğerini kıracaktır eşyanın tabiatı icabı.



