
Hakikat Ve Suret 1
Bilesin ki, şeriatın bir sureti, bir de hakikati vardır.
şeriatın sureti: allah’a, allah’ın resulüne, allah katından gelenlere iman ettikten sonra, şeriat hükümlerini yerine getirmektir.
nefs-i emmarenin isyanı, tuğyanı, yaratılışında bulunan inkârın varlığı olmasına rağmen iman etmek, imanın suretidir.
o nefsin, anlatılan sıfatları ile beraber kılınan namaz ve tutulan oruç dahi namazın ve orucun suretidir.
şeriatın diğer hükümleri dahi aynı kıyasa tâbîdir.
nefs ki, insanın umdesidir; bu nefs, her ferd için:
— ene(ben)
sözü ile küfründe ve inkârında devam etmektedir. onun durumu böyle olunca, kendisinde imanın hakikati ve salih amellerin hakikati nasıl tasavvur edilir?.
sübhan allah’ın rahmeti icabıdır ki: sırf surette yapılan amelleri kabul buyurur ve cennete girme müjdesini verir. o cennet ki, onun rıza ve rahmet mahallidir.
yine sübhan hakkın ihsanındandır ki: imanın kendisi için, kalbin tasdiki ile yetinmiş; nefsin iz’anını teklif etmemiştir.
evet., cennetin dahi bir sureti ve bir hakikati vardır.
suret erbabı, cennetin sureti ile yetinmektedir; hakikat erbabı ise cennetin hakikatinden hazzını alır.
suret ve hakikat erbabından her biri, cennet meyvelerinden bir meyveyi yemektedirler. suret sahibi, ondan lezzet alır; ama, hakikat erbabı bir başka lezzet almaktadır.
(mektubat-ı rabbani, 363. mektup’tan)
not: aynı ağaca bakan bir çoban ve bir biyoloğun halini düşünelim. çoban ağaca baktığında yalnızca kereste görür. biyolog ise neler neler görür. tıpkı bu misaldeki gibi, aynı cennet meyvesinden yediği halde kişilerin algısı tamamen farklı olacaktır. ayrıca unutmayalım ki, cennet meyvesi dediğimiz de tamamen esma nurlarının billurlaşmış halleridir. bir esmanın sonsuz mertebeleri vardır. herkesin o esmadaki idrak derecesi farklıdır ve kendine göredir. bu da onun cennet meyvesinden aldığı lezzet şeklinde belirtilmiştir.



