Rüyasını Görmek
“Mehmet efendi” diye meşhur bir hattat vardır. kendisi osmanlı’nın son dönem hattatlarındandır. arkadaşları ile bir gün konuşurken sen nasıl böyle bir üstat oldun diye ona sorarlar.
mehmet efendi aslında ben bu işte çok usta ve üzerine çok düşen bir insan değildim. çeşitli harfleri yaparken, yazılar yazarken yine de kendimi tam olarak bu sanata adamış değildim. fakat bir gün başıma bir olay geldi. o günden sonra hattatlığa bakış açım çok değişti. aslında benim mürşidim bir oduncudur. arkadaşları çok meraklanır ve anlatmasını rica ederler.
mehmet efendi anlatır:
oturmuş olduğumuz evin bahçesinde kesilmesi gereken büyük büyük ağaçlar ve kütükler vardı. sokaklarda bu işi icra eden oduncular bağıra bağıra gezer ve altın karşılığında bu işleri hallederlerdi. bu arada odunculuk işi beden kuvveti gerektirdiği için oduncu deyince kuvvetli iri yarı çok güçlü pehlivan gibi adamlar akla gelirdi.
ben o gün tıpkı böyle bir oduncu beklemek için pencereye çıktım. oduncu bekliyordum fakat iyice hava kararmaya başladı bir tane bile oduncu geçmedi. umudunu kesmiş içeri girecekken cılız bir sesin ‘oduncu’ diye selenerek geldiğini duydum.
pencereye koştum. bir de baktım ki, o da ne. 70 yaşında bir ihtiyar ve elinde bir tanecik baltayla sallana sallana yürüyor. içimden bu adam bizim odunları kesin kıramaz dedim. tam içeri girecektim ki vazgeçtim ve geri döndüm. tekrar pencereyi açtım ve bağırdım:
-bizim odunlar var kırabilir misin?
-bu benim işim evladım sen bana nerede olduğunu göster hallederim.
o zamanlar oduncuların ücreti bir altın kadardı. ücreti sordum amca 2 altın dedi. “ne kadar sürede kırarsın?” dedim, “2 saate kalmaz, 1 saate hallederim” dedi. ben çok şaşırdım; yani normalde 2 saatlik bir işti belki fakat cılız yaşlı olduğu halde daha kısa sürede bitireceğini söyleyince şaşırdım.
çok merak ettim, iki tane altını verdim. sonra yukarı eve pencereye çıktım amcayı seyretmeye başladım. amca sanki odunları kırmadan önce adeta onlarla konuşuyor gibiydi. baltayı biledi; odunlara doğru şöyle bir baktı; sonra bana baktı. işi ile adeta iç içe geçmiş bir vaziyette, bismillah deyip baltasını sallamaya başladı; ben seyrediyorum. fakat amca baltayı aynı kütüğe ikinci kez vurmuyor. her vurduğunu tek vuruşta ikiye bölüyor paramparça ediyordu. en giriftar parçaları bile tek vuruşta istenilen kıvama getiriyordu. bir saat içinde hepsini bitirdi.
aşağı indim elinden öptüm. amcacığım bana hakkını senden helal etmeni istiyorum dedim. ben senin ardından kendimce dedikodu ettim. içimden bu adam bunu başaramaz dedim.
sonra tam gidecekken bu işin sırrını sordum amca : evladım sen bana sadece 2 tane altın verdin, şimdi benden 50 yıllık sırrı açık etmemi istiyorsun ve bunu bedava istiyorsun deyince, “amca ne istiyorsun?” dedim.
“2 altın daha verirsen tek bir cümle söylerim fazlasını söylemem”. hemen çıktım 2 tane daha altın getirdim. söyleyeceklerine dikkat kesildim.
-evladım sen ne iş yapıyorsun?
-hattatım. dededen kalma da varlıklıyız. bu köşk bize ait.
-hattatlık sanatında başarılı olmak istiyor musun?
-evet, diye cevap verdim
-peki sen hiç rüyanda vav harfini gördün mü?
-hayır, dedim.
-mim harfini gördün mü?
-yine hayır dedim.
-sen allah bilir elif harfini de rüyanda görmemişsindir, deyince
-hiçbir harfi rüyamda görmedim, diye cevap verdim .
amca şöyle devam etti:
-evladım senden hattat falan olmaz. bak ben 50 yıldır oduncuyum. bugün bile hala rüyamda sabahlara kadar odun kırıyorum. bir insan meşgul olmuş olduğu işi rüyalarına taşıyamıyorsa, ondan adam olmaz; başarılı bir insan olmaz, dedi.



