Sahibinin Peşinden İnançla Koşan Vefalı Tekerlek
Bir adam vardı, pek arıktı, pek aşağılıktı; bir serçe kuşuna benzerdi, gözlere o kadar küçük görünürdü. onu görmeden, çirkinliklerinden arılıklarından şikâyet eden aşağılık kişiler bile onu gördüler mi, tanrı’ya şükrederlerdi.
bütün bununla beraber padişahın divanında vezirin yüzüne karşı sert sözler söylerdi, büyük lâflar ederdi. vezir, bu yüzden dertlenir, fakat hazmederdi. sonunda bir gün vezir kızdı; ey divanehli, bu olmayasıca, onmayasıca herifi ben tuttum, topraktan kaldırdım, besledim-geliştirdim. bizim atalarımızın ekmeğiyle, nîmetiyle, bizim soframızda adama döndü de yüzümüze karşı bu çeşit sözler
söyleyecek bir dereceye geldi diye bağırdı.
adam sıçrayıp kalktı da, “a divan ehli”, “a devletin büyük adamları” ,”a devletin direkleri” dedi; doğru söylüyor. onun ve atalarının nimetiyle, artık ekmeğiyle beslendim, büyüdüm de sonunda böyle aşağılık bir hale geldim, böylesine rezil-rüsvây oldum işte; başka birinin ekmeğiyle nimetiyle beslenseydim belki yüzüm de, boyum-posum da, değerim de bundan iyi olur, bundan üstün olurdu; o beni yerden kaldırdı amma ben, boyuna “keşke toprak olsaydım” deyip durmadayım; bir başkası beni topraktan kaldırsaydı belki böyle maskara olmazdım.
şimdi, tanrı eri tarafından terbiye edilen mürîdin canı kanatlanır. fakat bir müzevvir, bir gösterişçi
tarafından terbiye edilen ondan bilgi belleyen, terbiyeyi, savaşmayı ondan öğrenen, canı onun yüzünden
sararıp solan kişi, tıpkı onun gibi aşağılık, arık, bunalmış, gamlı bir hale gelir, işkillerden kurtulamaz,
duyguları noksan kalır. “onlar ki inanmazlar, dostları şeytandır onların, onları ışıktan karanlıklara çıkarır.”
(fihi mafih’ten)



