
Savaşların Asıl Nedeni
Savaşların nedeni liderlerin egosu değildir.
diğer insandaki saklı “ben”i görememeyi de savaşların sebebi olarak öne sürmek abes olur. zira dünya denilen ortam zaten insan veya toplum bilincinin madde ve tabiat seviyesinde olduğu bir basamaktır.
mesela bir kurt sürüsünün avlanma gölgesi bellidir. kurtlar o bölgenin sınırlarını idrarla işaretler. o bölgeye girmek isteyen başka bir kurt veya kurt sürüsüne ise ölümüne bir direniş gösterirler. aksi takdirde kendi sürüsünün ve neslinin geleceğinin tehlikede olduğunu bilirler.
siz bakmayınız insanların çok karmaşık toplumlar halinde örgütlendiğine. “bu devirde savaş mı olur?” diyen beyni yanık çiçek çocuklar gibi görüntüye aldanmayınız. insan dahi özünde tabiatın vahşi bir canlısıdır ve kendi bölgesine giren rakip sürüye karşı ölümüne mücadele eder; etmek de zorundadır(güncel örnek: ukrayna).
peki bir sürü niçin başkasının bölgesine girmektedir?
çünkü bir noktadan sonra kaynaklar artan sürü nüfusu için yeterli gelmemektedir. yani kalabalıklaşan sürü bir noktadan sonra başkasının bölgesine girmek zorunda kalmaktadır. yeni kaynaklara ulaşmak için başkasının bölgesine girmek ise savaş demektir. savaşta telef olan nüfus ile tekrar kaynaklar ve nüfus arasındaki denge sağlanmaktadır(insan için süreç biraz daha farklı olabilir. ancak son tahlilde iş yine kaynak paylaşımına gelir dayanır).
eğer sürünün başka bölgeye girme imkanı yoksa, bu durumda sürü kendi içinde çatışma ve öldürme vakaları ile sözü edilen dengeyi sağlamaktadır. söz gelimi osmanlı artık eskisi gibi başkalarının bölgelerine giremez olunca, artan anadolu nüfusunu katliamlar yoluyla dengelemek zorunda kalmıştır(kuyucu murat paşa).
ancak şunu da önemle belirteyim ki, tabiat kuralları ancak bilinç olarak o boyutta mahsur kalanlar üzerinde geçerlidir. bunlar da şu anki mevcut tüm toplumlar ve o toplumların büyük çoğunluğudur. toplumların bilincinin tarih içindeki seyri çok yavaş olduğu için, bir toplumun tabiat boyutundan çıkması belki de binlerce yıl alacaktır.
bireylerin ise bilinç olarak içinde yaşadığı toplumdan kopup yükselmesi bir ömür süresi içinde mümkündür. kısacası pratikte toplumlar ve insanların ezici çoğunluğu tabiat seviyesinde birer kurt olarak yaşamaya devam edecektir. pek az insan ise kendini tabiat kaydından kurtaracaktır.
bilinç olarak kendini madde ve tabiat kaydından kurtaran kişi, iç barışını da sağlamaktadır. ayrıca onun için kaynak sıkıntısı da söz konusu olmaz. zira tanrının kaynakları sonsuzdur. o böyle itikat ettiği için, ona olan muamele de öyle olur.
tabiat seviyesindeki hayat ise bir kurtlar sofrasıdır. kurtlar gibi parçalamak veya parçalanmak istemiyorsak, bilinç olarak tabiat boyutundan çıkmamız gerekmektedir.



