La Havle SırrıAskerlikDiyalektikTasavvuf (Seyr-i Süluk)TevekkülZikir (Titreşim Frekansı)

Sorumluluk

Sorumluluktan kaçmak gerektiğini ben askerde öğrendim.

ilk başta toy askerken, her şeye atlardık…komutan sorardı, “şundan anlayan var mı, bundan anlayan var mı?”… biz de hemen öne çıkardık.

sonra komutan, sonuna kadar faydalanmaya çalışırdı… derken derken…bizim gözümüz açılmaya başladı. askerde hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyden anlamayan, her soruya “bilmiyorum, anlamam” diye cevap veren kimsenin en akıllı olduğunu kavradık. askerde ne kadar cahilsen, ne kadar sorumluluktan kaçarsan o kadar iyidir…

normalde bu söylediklerim hep çirkin şeyler. ancak maalesef yapacak bir şey yok. adamlar düzeni o şekilde kurmuşlar. bizim de o düzene göre hareket etmemiz icap ediyor mecburen. farklı tavır göstermemizi istiyorlarsa, düzeni değiştirsinler…

her neyse…asıl mevzumuz şu ki; askerdeki bu sorumluluktan kaçma, omuzlarımıza ağır yük almama prensibini tasavvufta da gördüm ben. ilginç bir korelasyon oldu.

“lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” sırrıdır bu. maneviyat ehli “la havle, 99 derde devadır. en küçüğü kalpteki gamı gidermesidir” demişlerdir.

niçin öyle söylüyorlar?

çünkü bu tesbih; hem alemde hem de bizlerde yapan eden hep odur. bizler o’nun elinde enstrümanız. mülkün sahibi o’dur. fuzuli yere karışma, karıştırma. padişahın işine karışılmaz. madem yapan eden hep o. sen nötr bir gözlemci ol. senin görevin zaten o: şahit olmak, tanık olmak… omzundan sorumluluğu at demek oluyor.

ancak islam’ın diyalektiğini de unutmamamız icap ediyor. yoksa fena halde çuvallarız. neydi prensibimiz?

“gündüz kaderiyye, gece cebriyye ol”. yani iş yaparken, her şey sanki bizim elimizdeymiş ve bizim irademize bağlıymış gibi yapıyoruz. elimizden geleni yaptıktan ve gece olup yatağımıza uzandıktan sonra ise her şeyin takdir-i ilahiye bağlı olduğunu düşünüyoruz. bu iki zıt kutuptan birinden birine saplanırsak, sırat-ı müstakim(doğru yol, orta yol)’dan sapmış oluruz ve diyalektiği işletip hakka doğru yol alamamış oluruz.

zira zâhir ve bâtın iki deniz gibidir. aralarında perde vardır. birbirlerine karışmazlar. o yüzden biz de zâhirin gerekleri ile bâtının gereklerini birbirine karıştırmıyoruz.

isnetus 02.12.2019 13:04

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu