Muhyiddin-i arabi hazretleri şöyle buyurdular: “tevekkül iki kısımdır. birincisi umumi; ikincisi hâss. umumi olan tevekkül, kişinin her şeyde müessir olanın Allah olduğuna inanmasıdır. meselâ, ateşin yakıcılığı, suyun akıcılığı, karın soğukluğu hep Allah’ın emriyledir. bunun aksi asla sahih değildir. hass tevekkül ise, te’vili bırakıp Allah’ın kendisi hakkında yazmış olduğu kadere teslim olmaktır.”
diğer bir mânâ ile tedbiri bırakarak tümüyle allah’ın iradesine teslim olmaktır.
zünnûn hazretleri bu hususta şöyle diyor: “tevekkül, kulun tedbiri bırakıp kendini allah’ın kudretinin eline terketmesidir. tıpkı meyyitin (ölünün) kendisini yıkayan gassâl’a terketmesi gibi.”
“tevekkül, işlerin bütününü mâlikine terketmektir. ve onun delâletine itimât etmektir.” yani kulun, bütün olacak şeylerin hâkimiyetini ve ayarlamasını halikına bırakmasıdır tevekkül. bu tevekkül avama en zor gelen tevekkül şekli olmakla beraber, havasa en zayıf gelen tevekküldür.
avama zor gelmesinin sebebi, avamın sebeplere tevessüle alışmış olmasından ve muhabbet duymasındandır. bu muhabbetlerinden dolayı, sevmiş oldukları sebepler, kendileriyle Allah arasında perde olmuştur. sebeplere olan itimatları, Allah’a olan itimatlarından daha fazladır. onun için sebepleri terk edemezler ve tevekkül yoluna giremezler. zannederler ki, sebeplere yapışmadan bir fayda elde edilemez ve sebepsiz hiçbir şey zuhur edemez. halbuki sebepler birer araçtır ama avam
bunu böyle anlamaz. onun için avama tevekkül zor gelir.
sen çocukluğundan sebepleri görüyor,
bilgisizliğinden sebeplere yapışıyorsun.
sebepleri görüyor da müsebbibten gafil kalıyorsun.
bu hakikati örten, müsebbibin yüzünü gizleyen sebeplere
ondan meyletmektesin sen.
sebepler gitti mi başına vurmaya başlar,
‘aman yarabbü’ demeye koyulursun.
allah da sana “hadi, yürü, sebebe git. ne acayip şey; sen beni
yarattığım sebepler için andın ha!” der.
şeyh-i ekber fütuhat’ında şöyle devam ediyor:
“tevekkül, kalbin Allah’a itimadıdır. kalb sebeplere meyletmekle zayi olur. sebeplere meyletmek ise nefsin şânındandır. eğer kalb bu nev’i meyillerle hasta ise, esbaba tevessül etmekten asla ısdırap duymaz. Allah’a hakikî mânâda tevekkül edenlerin kalbi ise, gassal elindeki meyyit gibi, tamamıyla Allah’ın tasarrufuna ait kudretinin elindedir. tıpkı efendisinin emrindeki köle gibidir. bazılarının tevekküldeki hali, babasıyla oğlu arasındaki hale benzer. ama tevekkülün havas katında en zayıf hali
ifâde etmesi, “her iş Allah’ındır” hükmüne binâendir. havasa göre bütün mülk Allah’ındır ve her türlü sebepli sebepsiz hükümranlık ona aittir. bu kanaate sahip olan havas hiçbir zaman vesile ittihaz etmez ve ondan gelen her şeye razı olur.”




Avam, tedbir alır; tevekkülden uzaktır!
Havâss, tedbiri terk eder; takdir neyse o olur; diyerek takdir edeni görmeye çalışır!
Hâssül havâss, tedbir alır; takdir edeni müşahede eder; tedbirin, takdir edenin takdiriyle açığa çıktığını seyreder… Seyreden, “Kendi” olur!