İmanın bir sureti bir de hakikati vardır.
sureta iman, imanın altı şartını kabul etmekten ibarettir. bundan sonra güzel ahlak yolunda atılan her adım, kişiyi imanın hakikatine bir adım daha yaklaştırır. kişi çocukluktaki asli fıtratına ve ahlakına dönmeyi başarırsa, o zaman imanı sureta(yüzeysel) olmaktan çıkar ve hakiki olur.
ancak sureta iman dahi çok değerlidir; çünkü velayet-i amme hasıl eder. velayet-i amme genel manada allah’ın dostluğunu kazanmak demektir. allah’ın dostluğunu kazanan kimseye tüm kainat dost olur. öldüğünde de üzülür ve arkasından ağlar. imanı olmayan kimse ise öyle değildir. tüm kainat ona düşmanca bakar. öldüğünde ise muzır bir mahluktan kurtulduğu için sevinir. bu ifadeler her ne kadar mecaz diliyle anlatım olsa da sembolik değildir, aynen gerçektir.
sureta iman sahibi olan kimse(sekerat esnasında imanını koruyabilmek şartıyla) öldüğünde ruhu arşa doğru yükselmeye başlar. yedi kat semayı geçer ve allah’ın huzuruna çıkar. hakiki iman sahipleri ise bunu dünyada iken başarırlar. onların ruhları dünyada iken allah’ın huzuruna kabul edilmiştir. imanı olmayanlar ise ne dünyada ne de öldükten sonra allah’ın huzuruna çıkamazlar. onların ruhları ölümle beraber yükselmeye başlar ama gök kapıları onlara açılmaz; reddedilir ve kovulurlar. melekler o necis ruhlara kapıları açmazlar.
imam-ı rabbani hazretleri şöyle der: “allah’ın gazabına ve lanetine uğramış olmak, cehennem ehline cehennemin ateşinden daha acı gelir. allah’ın hoşnutluğunu ve rızasını kazanmış olmak, cennetteki tüm nimetlerden daha mutlu edici gelir cennet ehline”.
bu üç tayfa sol ehli, sağ ehli ve mukarrepler olarak geçer vakıa suresinde. sol ehli lanete uğramış ve cehenneme hapsedilmişlerdir. sağ ehli sureta da olsa iman sahipleridir. mukarrepler(yakınlar) ise hakiki iman sahipleridir.
not: iman sahibi olmadığı halde allah’a yakınlıktan bahsedenlerin tüm halleri (bkz: suri tecelli) suri tecelli kapsamındadır. hepsi sahtedir, serap cinsindendir.



