Boyutsal KatmanlarEsma-ül Hüsna ve TecellileriKainat ve İnsanKalp - AltbeyinNefs, Benlik-Ego

Ayn-Ayna-Ay

Ayna, varoluşa çok güzel bir misaldir.

kainat kabaca iki katmandan oluşur; alem-i mülk ve alem-i emr olmak üzere.

alem-i mülk, madde ve enerji boyutlarıdır; alem-i emr ise onun üstündeki ruh boyutudur ve her türlü niteliğin, ölçünün zaman ve mekan kaydının dışındadır. iki alem arasındaki temas yüzeyi ise arştır veya başka bir deyimle arş, ruhun maddeye dönüşüm çizgisidir. bu çizgiden itibaren ruh maddeleşmeye başlar; tıpkı püsküren lavın zamanla üzerinin kabuk tutmaya ve cüruflaşmaya başlaması gibi.

bir aynayı profilden incelersek, üç tabaka görürüz: camdan bir bölge ve onun diğer tarafına sürülmüş yansıtıcı parlak bir yüzey ve onun ardında da oldukça kaba toprak bir sır veya bir kaplama.

işte kainat dahi tıpkı bir ayna gibi yapılanmıştır. alem-i emr veya ruh camdan bölgedir. alem-i mülk yani madde alemi, toprak sırdır. ikisi arasındaki parlak ve yansıtıcı yüzey ise arştır.

bu minvalde kainat, adeta devasa bir ayna gibi yüzünü hakka doğru çevirmiştir(yüzünü her daim güneşe çeviren ayçiçeği de ayrı ve güzel bir misal teşkil eder). arş bu noktada muazzam bir tecelliye uğrar. güneşe tutulmuş aynada güneşin bir suretinin oluşması gibi, arşta da azıym bir ilahi belirim gerçekleşir. eskiler, bu tecelliyi değerlendirmekte yetersiz kaldıkları için son derece garip yorumlarda bulunmuşlardır. allah’ın arşta oturduğu gibi garip görüşlere kapılmışlardır. islam tarihinde bu konuda bir çok lüzumsuz tartışma yapılmıştır. zihniyet itibariyle bin yıl öncede kalmış bazı çevreler hâlâ böyle tartışmalar yaparlar.

insan dahi kainatın mikro ölçekte tıpatıp bir örneği olması hasebiyle benzer bir yapılanmaya sahiptir. onun da katmanlar halinde madde, ruh ve arş bölgeleri vardır. insandaki kalp, iki alem arasındaki ara bölgeyi temsil eder. bu nedenle kalp eğer tasfiye olur ve yeterli temizliğe ulaşırsa, güneşe/hakka tutulmuş bir ayna hükmüne girer ve ilahi tecelliye uğrar. bu noktada kişi, “kalbim hakkı gördü” diyebilir ve gördüğü gerçekten haktır.

insanın uğradığı tecelli ile arşın tecellisi, azamet ve büyüklük açısından asla kıyas kabul etmez. bu yüzden kuran’da arş için “arş-ı azıym” tabiri kulanılır. ancak başka bir nokta vardır ki, arş bu noktada insan karşısında çaresizdir. insan, ben bilincine sahip bir varlıktır ve tecellinin idrakındadır; arş için ise böyle bir şey söylenemez. bu açıdan insan kalbi, arştan daha üstündür denebilir.

isnetus 01.10.2018 14:19

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu