Bir arkadaş mesaj atmış bana. hastaneye gitmek için bindiği taksicinin onu nasıl dolandırdığını anlatıyor. taksici önce 29 tl tutan yolu uzatıp 45 tl istemiş. arkadaşımız zaten hasta olduğu için uzatmamış ve çıkarıp 50 tl vermiş. adam kaşla göz arasında 50 tl’yi 5 tl ile değiştirip “5 tl verdiniz” demiş. arkadaşımız hasta olduğu için dikkat edemediğini düşünüp çıkarmış ve bir 50 tl daha vermiş. ancak çok daha sonra anlamış dolandırıldığını.
bu noktada klasik tepkilerin ne olabileceğini hepimiz biliyoruz. herkes taksicilere veryansın edecek, ağzına geleni sayacaktır. zira pek çok kimsenin taksicilerle öyle veya böyle yaşanmış olumsuz bir hatırası vardır. ancak biz olayı hakikat açısından ele alacağız.
öncelikle daha önceki makalelerde belirtilen bazı ölçüleri sıralayalım:
aldatan ancak kendini aldatmıştır.
ihanet eden ancak kendine ihanet etmiştir.
yalan söyleyen ancak kendine yalan söylemiştir.
hiç bir mahluk kendi kendine karar alıp, irade edip diğer bir mahluka fayda veya zarar vermeye muktedir değildir. hepsini çekip çeviren ancak hakk’tır. o halde fayda veya zarar vermeye de muktedir olan, bunu dileyebilecek bağımsız iradeye sahip olan da ancak hakk’tır.
o halde soru şudur:
hakk neden o dolandırıcıyı arkadaşımızın üstüne sevk etti?
sevk etti çünkü o rabb’tır; yani en büyük terbiye edici ve yetiştiricidir. kulunu ham halde bırakmak istemez ve onun terbiye olmasını diler ve içinde bulunduğu bilinç bozukluğunu tedavi edecek şekilde ona karşıt olaylar yaşatır(veya evrensel işleyiş bu şekilde programlanmıştır da diyebiliriz).
söz gelimi bu arkadaşımızın bana mesaj atma sebebi, taksiciye beddua etmemi istemek içindi. incinmişti, kendini aşağılanmış hissediyordu, taksiciden nefret ediyordu ve intikam almak istiyordu.
tabi ben de fırsatı kaçırmadım ve başka zaman söylesem anlamayacağı hakikat bilgisini ona açtım. böylece yaşadığı olayın, ondaki bir bilinç çarpıklığını düzeltmek üzere, rabb tarafından tezgahlandığını idrak etti. tevhid yaşantısına bir adım atmış oldu. bu gerçekten çok büyük bir kazanımdır.
o yüzden hakikat ehli “kahrın da hoş lütfun da hoş” demişlerdir. zira ilk nazarda büyük bir şer gibi gözüken olayların aslında şer olmayıp özünde hayır olduğunu söylemek istemişlerdir. hakk saf iyiliktir. o’ndan yalnızca iyilik ve hayır çıkar; her ne kadar görüşümüz yetmediği için bizler kimi zaman tersini düşünsek de…
toplumların da tıpkı şahıslar gibi kendine özgü bir bilinci vardır. bir toplumun refahı veya başına gelecek her türlü bela, sıkıntı işte bu bilinç düzeyine bağlıdır. toplumsal bilinç ne kadar yüksekse, o toplum o kadar refaha kavuşur. düşüklüğü oranında da felaketlere uğrar(savaş, doğal afetler, terör, sefalet, kriminal vakaların çokluğu, ahlaki çöküntü vs…).
hem toplumsal hem de kişisel bilinçler için yükselişin anahtarı, hak ve hakikate mutabık ve sağlam örülmüş bir dünya görüşüdür. yüksek şuur cennet, düşük şuur cehennemdir.
(bkz: ihanet/#137303998)



