
Bir arkadaşla sohbet ediyordum. arkadaş hayatından şikayet ediyor ve bir çok sıkıntısını dile getiriyordu. çok dua etmesine rağmen işlerinin bir türlü yoluna girmediğinden yakınıyordu.
bu arkadaşımıza dikkat ettim, din ve tanrı algısı çok sorunluydu(çoğunluğun algısı da böyle sorunludur). “tanrıya o kadar dua ettim bir karşılık bulamadım” gibi bir tavrı vardı sanki. ona yaptığım sohbeti buraya da yazıyorum, belki kimilerine faydalı olur ümidiyle:
+ dostum sana daha önce de anlatmıştım. bayezid-i bestami hazretleri zamanın kutbunu merak eder. kutbun kim olduğu ilhamen bildirilir hazrete. kutup bir demircidir. hazret onu ziyaret eder ama hiçbir ilginç yönünü göremez. sıradan bir demircidir işte. ancak kızgın demiri dövmeye başladığında gözlerinden yaşlar akmaya başladığını fark eder. demirci “cehenneme gidecek insanların hali nice olacak!” diye ağlamaktadır.
işte o demirciyi bu kadar yükselten ve zamanın en büyük velisi yapan budur; yani ondaki engin şefkat ve merhamettir. tüm insanları kapsayan merhamet ve şefkat, ondaki egoyu eritmiştir. bir de üstüne rahman* ve rahıym* esmalarının nurlarını onda açığa çıkartmıştır.
bu misalimize dikkat et! senin sandığın anlamda bir tanrı veya din yok ortada. sen bir takım ritüeller yapacaksın, tanrı da sana verecek istediğini. öyle olmuyor bu işler. o demirci nasıl başardı zamanının en büyük velisi olmayı? elbette evrensel düzenin bir mekanizmasını işleterek.
tüm insanları şefkat kanatları altına almak, insanda ego veya birimsel anlamda bir benlik bırakmaz ve rahman ve rahıym esmalarının nurları o kişide açığa çıkmaya başlar. nazarı tüm insanlığa ve mahlukata kadar genişletmek aynı zamanda tevhidi de idrak demektir. zaten tevhid, yani “la ilahe illallah” bilinci olmayınca şefkat ve merhamet bırak seni yükseltmeyi, başına bela olur, azap olur; seni daha beter hasta eder(örnek, nevrotik hayvanseverler… merhameti hayvanlara tahsis edip kısıtlamak ve insanlara düşman olmak, onlardaki egoyu daha beter azdırmış ve onları daha da beter hasta etmiştir).
çok ilginç bir bilgi daha vereyim sana. bizim demirci sadece bir tane hadis bilirmiş ilim namına. başka da bir şey bilmiyormuş. senin o öğrendiğin ayetler ve hadisler yüktür sana. hatta senin vehminde kurguladığın din ve tanrı, aslında hakikat ile arandaki en büyük perdedir. o yüzden, “kainat kevni(maddeleşmiş) bir kuran’dır. onda gördüğün her bir varlık birer ayettir. işte kainat denilen bu kuran’ı okumamız, anlamamız ve çözmemiz lazım” diyorum sürekli. öbür türlüsü öğreti ezberlemek oluyor çünkü.
son tahlilde, her birimizin başına gelenler kendi üretimimizdir. düşünce, niyet ve fiillerimizle evrene bir yayın yaparız beynimizle. evren de bu yayını bize somutlaştırıp iade edecek şekilde programlanmıştır. ne yapıyorsak kendi kendimize yapıyoruz. dışarda birilerini suçlamak anlamsızdır. tanrıyı suçlamak ise külliyen anlamsızdır. sil şu kafandan tanrıyı artık ve kendi sorumluluğunu üstlen. kendin için ne yaparsan ancak o var sana.
– isnetus bu anlattıklarınla sen bir tür materyalist olmuyor musun?
+ hayır olmuyorum. materyalistler sadece madde boyutunda kalmış ve onun yasalarını çözmeye çalışmışlardır. oysa ki ben, nur boyutunu da işleme dahil ediyorum ve nur boyutunun yasalarını dahi ifşa etmek için çabalıyorum.
dostum! bu dediklerimi iyi anla. yoksa zaman içinde sende, “bu din ve tanrı hiçbir işe yaramıyor. boş iş bunlar galiba” duygusu oluşur ve zıt kutba savrulur gidersin ve ebedi bir mahrumiyet senin için kaçınılmaz olur.



