
Dünyayı terk iki türlüdür.
birincisi ve herkesin aklına gelen manada terk, şekli bakış açısının ürünüdür.
ikincisi ise islamın emir ve yasaklarına riayet etmekten ibarettir. islamın ölçülerine uyan kimse, dünyayı hükmen terk etmiş olur. zira dünya dediğimiz olgu, şuurun en düşük mertebesinden ibarettir ve onu mekani anlamda değerlendirmek doğru olmayacaktır.
dolayısıyla şuurumuzu üst mertebelere sıçratacak olan her vesile dünyayı terke dairdir; o da islamın kutsi ölçüleridir.
söz gelimi Hz. Ömer, “sâliha bir kadın, bu dünyadan değildir” demiştir. demek ki sâliha bir kadınla evlenmek, dünyanın hükmüne girmekten de kurtuluş anlamına gelmektedir. dünya ki, insanı ebedi bir ölümle öldüren zehirdir…
sonuç: islamın ölçüleri birer kibrit-i ahmerdir ki, değersiz taşları altına çevirir. adi dünya işlerini diyalektiğin antitez ayağı olarak istihdam eder ve şuurun yükselişine vesile kılar. ölçüleri çiğneyen ve dikkate almayan kimseler ise dünyada, yani cehennemde kalırlar.



