Bir arkadaşımız bugünlerde yaşadığı tevhid halini anlatan bir mesaj atmış:
üç gün önce bir hâl vurdu bana, sonra beynim donmuş gibi oldu. insanlar gözümden silindi, onlardan konuşanın allah olduğunu idrak ettim. kalbimden herkesin sevgisi çıktı. itiraf edeyim, sizin de… meğer kimde neyi sevmişsem hep allah imiş sevdiğim (evet, bunu hep söylüyordunuz zâten.). neyi, kimi sevmişsem menfaatim, çıkarım, nefsim için sevmişim. özlerin hakk olduğunu idrak edince suretlere olan sevgi söndü, başka bir hâle dönüştü. kelimeye dökemiyorum o hissi…
yaşadığım aşk halinden bahsetmiştim daha önce… vallahi o da yalanmış, nefsimin çok acayip bir hilesi varmış orada. bana yansıyan hâl nefsimi yakıp, yok ettiği için kavuşmayı diliyormuşum. kavuşup nefsimi öldürmeyi, yok etmeyi istiyormuşum meğerse. kalp, çok daha önceden vuslatın(kavuşmanın) hikmetini çoktan çözmüş meğerse. aşk meşk hepsi yalanmış…
her insanın bâtınının hakk zahirinin halk olduğunu gördüm. gerçekte var olan sadece hakk imiş. halk, suretler olarak göründü. nasıl anlatayım pek bilemiyorum.
ben yoktum, âlem yoktu, mahlûklar yoktu… her bir varlığın var gibi vehmedilen yokluk olduğunu gördüm. rüya gibi hayal gibi göründü her şey, herkes. her yerden her şeyden zâhir olan hakk oldu. benden bakan da “o” oldu. vahdette kesretle, kesrette vahdet arasındaki fark dahi ortadan kalktı. öz bir, görünümler farklı farklı oldu. ama bu farklılık birliğe hiç etki etmiyordu.
binlerce resmin bir ressamın elinden çıkıp, aynı malzemelerden yapılıp, farklı olması gibi. resmin içindeki şekillerin, renklerin, tuvalin arkasına geçip ressamı görür oldum. aslolan, öz olan ressamdı. diğer her şey, o elden çıkan güzelliklerdi, yansımalardı, hayal veya rüya idi.
her şeyi hem aynı, hem de birbirlerinden inanılmaz farklı, mükemmel, biricik, eşsiz ve yeri doldurulamaz olarak gördüm. en düşükten en yükseğe kadar her bir varlığı eşsiz, benzersiz olarak algıladım.
nasıl hem bir hem farklı oluyorlardı?
öz, nasıl gölge hayal rüya gibi tezahür veriyordu?
allah’tan başka hiçbir şey yoktu aslında; ama nasıl bu “asıl” yokluk olan suretler ile görünür oluyordu?
kendim de aslında yok iken nasıl benden bakıyordu ve benden görüyordum o’nu? kelimeler yetmiyor izah etmeye…



