Yediğimiz her şey bizim altbeynimizin titreşim frekansına etki eder. bu nedenle yediklerimize dikkat etmemiz gerekir.
haksızlık ve zulümle elde edilmiş veya haram olan her yiyecekte karanlık bir enerji vardır(zulmet). o yiyeceği bünyemize almakla karanlık enerjiyi de almış oluruz ve altbeynimizin titreşim frekansı düşer ve bizi daha alt seviye bir hayvan kategorisine indirir.
sürekli haram yemeye devam eden kimse, sürekli irtifa kaybeder ve titreşim frekansı en düşük yırtıcı hayvanlar, sonra sürüngenler, sonra da böcekler seviyesine kadar iner.
yediğimiz hayvanların eti de bu noktada etkilidir. hangi hayvanın etini yersek, altbeynimizin titreşim frekansı o hayvanınkine yaklaşma eğilimi gösterir. hatta bu konuda benim şahsen bir deneyimim vardır. bir aralar hindi etine aşırı düşkünlüğüm vardı. hemen hemen her gün mutlaka hindi eti alırdım. sadece arada bir iki gün mola verip bitkisel beslenirdim.
zira hz ali’nin beyanı üzere, “kırk gün üst üste et yiyen kişinin kalbi kararır. hiç et yemeyenin de ahlakı bozulur” (bu nedenle et yemek istemeyenler dahi, en azından kırk günde bir defa et veya ciğer yemelidir. aksi takdirde gergin, sinirleri bozuk bir tip olup çıkarlar)
o yoğun hindi eti tüketim günlerimde, altbeynimin hindi suretini aldığı gösterilmişti rüyada. bunun üzerine ben de hindi eti yemeyi azalttım. gerçi nefsin hindiye dönüşmesinde o kadar büyük bir sorun yoktur; ama ya köpek, domuz vs. yırtıcı hayvanları yiyenlerin hali ne olacak? ister istemez yedikleri hayvanın titreşim frekansına düşüp, o hayvanatın ahlakına bürünmezler mi?



