
Videosunun bir kısmını izledim. kendisini son derece yüzeysel bulduğumu belirteyim. biraz da hayal kırıklığına uğradım doğrusu. ömrünü bu işe veren kimse nasıl bu kadar düz mantığı aşamayıp yüzeysel yorumlar yapabiliyor hayret…
–iman gaybadır.
bu meselenin derinlerine inememiş maalesef. “imanın gaybadır” diyen kimseler bunu doğrudan sahabenin sözünden alıyorlar ve elbette çok büyük bir yanlışın içine düşüyorlar. bakın bu meselenin hakikati şudur:
1. gaybi iman: avamın kabulü ve onayıdır. avam elinde hiçbir akli veya kalbi delil olmadığı halde kendisine sunulanı olduğu gibi kabul eder. kabulü gaybidir yani görmediği, bilmediği bir şeyi kabul etmiştir.
2. şuhudi iman: şuhud, müşahade etmek, görmek, vizyon halinde karşılaşmak demektir. tasavvuf ehlinin imanı böyledir. bu tayfa iman ettiği her şeyi bizzat görmüş, tatmış ve yaşamıştır. görmediği tatmadığı bir şeye inanmak tasavvuf ehlinin işi değildir. görmeden, tatmadan, yaşamadan kabul etmek ve onaylamak en hafif tabirle taklit yoluyla imandır.
3. sahabenin imanı: sahabenin imanı da ilk nazarda avamın imanı gibi gözükür; zira sahabe, tasavvuf ehli gibi şuhudi iman sahibi değildir; vizyonlarla karşılaşmaz. ancak herhangi bir vizyon görmemesi onun şahit olmadığı anlamına gelmez. adeta görürmüşçesine derin bir sezgi vardır kalbinde. bu fark evliyalık ve nübüvvet yollarının farkından kaynaklanmaktadır.
peki böyle bir fark nasıl ortaya çıkmaktadır?
daha önce pek çok makalede işlediğimiz gibi, hakikat yolunda gereken çalışmaları yapan kimselerin nefsinin(enerjetik bedeninin) titreşim frekansı yükselmeye başlar. titreşim frekansı yükseldikçe de farklı boyutlar ile rezonansa girer; yani eştitreşimli olur üst boyutlarla. böylece o kimsenin algı skalası genişlemiş olur. kendisine açılan yeni boyutun verileri şuuruna akmaya başlar. bu çalışmaları yapmayıp tabiat ve madde seviyesinde kalanların asla şahit olamayacakları şeylere şahit olur hale gelir.
sahabe ile evliya arasındaki fark, görmek ile sezmek ayrımıdır. evliya kendisine açılan yeni boyutları görebilirken, sahabe sadece sezer. sezmek görmekten üstündür; çünkü iki yöntemin de iman açısından sonuçları benzer iken, görebilir hale gelmek için ruhbanlaşmak gerekmektedir. ruhbanlaşan insanlar da meleklere yaklaşır ama beşeriyetten de uzaklaşır. insanlığın geri kalanlarına faydaları çok daha az olur. peygamberlerin ise temel amacı beşeriyete fayda sağlamak olduğundan, onlar ruhbanlık yoluna girmezler.(hz. isa bu kuralın bir istisnası olabilir belki)
— tanrıyı anladık da peygamberi niçin iman mevzusu yapıyoruz?
biz tanrıyı bildiğimizi sanıyoruz. halbuki bir şey bildiğimiz yok. insanlık tanrı fikrini peygamberlerden almış bir şekilde ama kendi seviyesinde yorumlamış. gerçekte ise peygamberler tanrı diye bir kelime ile işaret ettikleri durumu yaşamışlar, tatmışlar ve halka onu bir kelime ile sunmuşlar. kelime ile yaşananın ne benzerliği olabilir. eğer tanrıyı bilmek istiyorsak biz de o yaşantıya ermek zorundayız.
bunun yolu da peygamberi usta kabul etmek ve ona çırak olmaktır. dikkat edelim! ustalık ve çıraklık deneyim transferidir, bilgi transferi değildir. o yüzden ben zaten tanrıya inanıyorum, peygambere iman da neyin nesi diyemeyiz. peygambere uy ki, aynı yaşantıya sen de eresin. yoksa hayali bir tanrı inancının kimseye bir faydası yoktur. nedense çarpık anlayışların sebebi hep bu hayali tanrı imgesi oluyor.
not: izleyebildiğim kısma dair yorum yaptım. eğer geri kalan kısmı da izlemeye tahammül edebilirsem yeni yorumlar ilave ederim. ancak şekilde kalmış ve sığ insanları dinlemek kolay olmuyor benim için. canım çok sıkılıyor. eziyet oluyor benim için.



