Avustralya Diye Bir Yer Yok Vatandaşları Da Aktör
Ben avustralya’yı hiç görmedim. buna rağmen varlığı hakkında en ufak bir şüphem bile yok.
niçin?
çünkü avustralya hakkında bana birbirinden bağımsız ve ayrı o kadar çok bilgi ulaştı ki, onların hepsi bir araya gelince bende o kıtanın mevcudiyetine dair sarsılmaz bir kanaat oluşturdu.
faraza dünyanın tüm dessas insanları toplanıp yanıma gelseler ve önüme aksi yönde bin tane delil koysalar, benim avustralya’nın varlığına dair olan imanımı zerre gram sarsamazlar. ancak aklı ve muhakemesi zayıf, yeterince bilgi sahibi olmayan kimseleri ters yönde ikna etme şansları var.
demek ki neymiş?
ilim ve tefekkür belli bir seviye ve kıvama ulaşınca, imanı muhafaza konusunda gayet yeterli imiş. bunu niye söylüyorum biliyor musunuz? klasik tasavvuf ehli, müşahade olmadıkça ve iman aynel yakîn(görme) derecesine çıkmadıkça zayıf kalır iddiasındadırlar her zaman. halbuki bu doğru değildir görüldüğü üzere.
hakkı verilmek kaydıyla, ilim ve tefekkür insana hakkel yakin derecesinde bir iman dahi sağlayabilir. (hakkel yakîn= denize girmiş ve boğazına kadar suya batmış olan kimsenin denizin varlığından emin olması derecesi)
hz. ali, “perde açılsaydı yakînim artmazdı” buyurur. bakın bu sözde ne ilimler gizli:
1. perde açık değil, yani hz. ali bir şey müşahade etmiyor; görmüyor.
2. bir şey görmemesine rağmen, imanı adeta görüyormuş gibi kusursuz seviyede.
evet bu böyledir.
avamın imanı gaybî(bir şey görmüyor) ve taklittir. inkarcıların telkinleri ile kolayca yıkılabilir. tasavvuf ehli ise görerek iman eder. yani onlara perde açılmıştır. ancak şuhudi imanın yani görerek imanın da pek çok sıkıntısı mevcuttur. o aleme batan kimse bir daha kolay kolay geri dönemez. dengeleri kolay kolay koruyamaz. ölçüleri genelde kaydırır. ruhban dediğimiz tipleme ortaya çıkar.
şaşıracaksınız belki ama sahabenin imanı da gaybîdir. yani onlar da bir şey görmüyorlardı. ancak sanki görüyormuşçasına güçlü imanları vardı. nübüvvet nurunun bir cilvesidir bu. velayet nurları perdeyi açıp gördürür; nübüvvet nurları ise perdeyi açmaz, ancak görüyormuşçasına iman ettirir. zira nübüvvet asla götürürken, velayet gölgeye götürür. gölgeyi görmek mümkündür ama aslı görmek mümkün değildir.
biz de kıvamını bulmuş bir tefekkürle bir parça o kemalata yani sahabeler yoluna yaklaşma yolunu bulduk, imam-ı rabbani hazretleri gibi büyükler sayesinde. onların açtığı yol ile… bu yol çok faydalı ve bereketlidir. uçma kaçma işleri bu yolda pek olmadığı için, insanın ayaklarını yerden kesip dünyadan koparmaz. biz dünyayı istiyoruz. dünyevi başarı istiyoruz. ruhban olmak istemiyoruz. ancak dünyayı dünya için değil elbette, ahiretin tarlası olduğu için istiyoruz.



