Dağdaki Çoban
“Allah’ım seni o kadar çağırdım davetimi kabul edip gelmedin.
halbuki gelsen seni dizime yatırırım. saçlarını tarayıp bitlerini kırarım.
sana taze sağılmış süt içiririm…”
bunları kim mi söylüyor?
hz. musa’nın çobanı söylüyor…
biz de bu sözlere gülüyoruz değil mi?
oysa bizim tanrı zannımızın dahi kesinlikle o çobanınkinden üstün bir yanı yoktur; eşit derecede cehalet içerir ve allah ile bir ilgisi bulunmaz. o yüzden “allahuekber” diyoruz. yani allah bizim tüm değerlendirmelerimizden ötededir, büyüktür.
hatta ve hatta musa’nın çobanı allah hakkında saçma sözler söylediği halde allah indinde kabul görmüştür; çünkü allah lafza bakmıyor, kalbe bakıyor. çoban o saçma sapan sözleri öylesine bir samimiyetle ve şevkle söylemiş ki, allah hepsini kabul etmiş ve onun gönlüne tecelli etmiş.
öylesi bir çoban olmak bile büyük nimet olurdu aslında. zira günümüzde lafza saplanıp kalmış ve dini kelime oyunlarında arayan insanlardan ötesini bulmak pek mümkün olmuyor.
din dedikleri şeyin aslında ayet ve hadislerden derlenmiş resmi ideoloji olduğunu anlayamıyor çoğu kimse. kurumsal din işte budur. onlara göre dindar olmak, resmi ideolojiye ve öğretiye uygun davranan vatandaş demektir. zındık, kâfir, müşrik dedikleri de resmi ideolojiye ve öğretiye ters düşenler…bunların dini de ritüel, kelime oyunu ve lafza takılı kalmaktan ibarettir.
şahsen ben resmi ideoloji dindarı olmaktansa, hz. musa’nın çobanı gibi olmayı tercih ederdim.



