Din, Evrensel Düzen ve SünetullahAcz ve FakrBumerang KanunuEsma-ül Hüsna ve TecellileriŞuur-Yüksek Şuur-Düşük Şuur

Tanrının Korkutucu Özelliği

Evren ilahi isimlerin yansımalarından oluşmuştur. her isim diğerine bir had ve limit çektiği için de ortaya saat gibi çalışan muazzam bir düzen çıkmıştır.

söz gelimi rahmân esması ayrım gözetmeden tüm mahlukatı nimetlere boğmak ister. rahıym esması da ayrıca müminlere sınırsız şefkat etmek ister. ancak hakîm(hikmetle iş gören) esması bunları durdurur ve “kullara öyle sınırsızca ihsan etmek olmaz. dünya bir eğitim yurdudur. eğitim esnasında ceza da gerekir ödül de” der.

müntakim(intikam alıcı) esması tüm suçluları anında cezalandırmak ister. kahhar(kahredici, yok edici) esması tüm zalimleri tek anda imha etmek ister vs…

ancak hakîm esması evvel ve ahir esmalarını çağırır. onlar kimi cezaları ve olayları geciktirir veya erteler; kimilerini de öne alır.

bu anlatılanlar sadece denizden bir katredir. evrende binlerce esmanın hüküm sürdüğünü göz önüne alırsak, nasıl devasa bir düzenle(devlet-i âliye) ve denge ile karşı karşıya olduğumuzu belki bir parçacık da olsa anlayabiliriz.

evrende öylesine kusursuz işleyen bir düzen vardır ki, bir toz zerresi, bir bakteri bile o işleyen düzenin kurallarından kaçıp kurtulamaz(mesela kütle çekim kanunu, toz zerresi için de geçerlidir koca bir gezegen için de…). bir bakteri haddini aşsa, derhal sistem harekete geçer ve ona haddini bildirir. zira her düzen(temel bir kural olarak) kendine gelen etkiyi nötrleyecek şekilde reaksiyonda bulunur.

düzen hem makro planda hem de mikro planda aynı şekilde işler. küçük şeyleri önemsememe, insandaki memeli beyninden kaynaklanan çarpık bir düşüncedir; çünkü memeliler cüssece kendinden küçük mahlukattan korkmazlar; büyüklerden ise kaçarlar. bu durum mahlukun acziyetinden veya limitli gücünden kaynaklanmaktadır. mutlak ve kusursuz kudret için ise küçük-büyük, makro-mikro farkı söz konusu olamamaktadır.

söz konusu çarpık algı yüzünden pek çok kimse, “koskoca allah’ın işi mi yok da evrenin ücra bir köşesindeki insan denen canlının işleri ile uğraşsın” der.

bu yargıdaki bir diğer ağır kusur da esma mertebesinin hakkını vermeden direkt zat mertebesine sıçramış olmaktır. esma mertebesi ve onun tezahürü olan evrende işleyen düzen idrak edilmeden zat mertebesine çıkılırsa, o zaman kişinin zihninde hayali, hatta karikatürize bir tanrı imajı belirir. ondan sonra artık zincirleme reaksiyon halinde mesnetsiz çok acaip inançlar ortalığa saçılmaya başlar. gerçekte ise zat mertebesine çıkıldığında, ortada artık başka bir varlık kalmaz; her şey biter; ne sen kalırsın ne de alem. orada tekten başkası bulunmaz ve o mertebe tanımsızdır.

o yüzden “allah’ın zatını değil mahlukatını tefekkür ediniz” denmiştir.

evet eskiler haddini aşana, “allah’tan kork” derlermiş. yani “evrende öylesine bir düzen işlemektedir ki, kişi ne yaparsa kendine aynıyla iade edilmektedir. iyilik yapana, iyiliği kat kat geri döner. zulmedene de kötü filleri aynen iade edilir. ona göre ayağını denk al” demeye getirirlermiş.

isnetus 25.04.2024 09:42 ~ 12:45

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu