Sivrisinek 1
Son bir kaç akşamdır akın akın saldırmaya başladılar. tabii ben de karşı taarruza geçtim ve çok sayıda sivrisineği katlettim. henüz kimyasal bir saldırıya geçmedim ama ciddi ciddi düşünüyorum.
sivrisinekleri öldürürken içimde bir parça rahatsızlık vardı. neticede Allah’ın bir mahlukunu acımadan telef ediyorum. ama elimden bir şey gelmiyor. içimdeki avcı otomatikman harekete geçiyor ve sivrisineği duvara mıhlıyor. işin garip tarafı, bu mahluk duvara yapışınca içten içe büyük bir zevk alıyorum. yüzümde hain bir tebessüm hasıl oluyor.
tabii sivrisineklerin katledilmesi kimsenin umurunda olmaz. sinek öldürüyorum diye kimse beni kınamaz. ama bir kedi öldürseydim şimşekleri üzerime çekerdim.
evet o zaman sorayım size!
bir sivrisineğin kediden ne farkı var?
sonuçta ikisi de can taşıyor ve ikisi de Allah’ın bir mahluku. kedi öldürmek sivrisinek öldürmekten neden daha vahim olsun ki? bir iki sene önce haberde görmüştüm. suriye’de aç kalan bir adam kediyi kesip tencereye koymuş, pişiriyordu. var mı ona laf edebilecek babayiğit?
demek bu alemde her işin ölçüsü, limitleri var. o ölçü aşılmadıkça suç teşkil etmiyor.
bu bağlamda sivrisineklerin vazifesinin de, bize belli bir deneyimi yaşatmak olduğunu düşünüyorum. vazifelerine o kadar bağlı ve emirlere o denli itaatkarlar ki, kamikaze gibi ölümleri pahasına görevden kaçmıyorlar.
bakın bütün bunları bana düşündürten şu küçük, uçan ve sokan acaip yaratıklar. sivrisinek denen yaratık olmasaydı bunları nasıl düşünecektim?



İmam-ı Rabbani hazretlerinin bu hususa çok güzel bir cevabı var. Manaya mutabık olması açısından bir kısmını ekliyorum kalanı için 292. Mektubu okuyabilirsiniz.
”Evet..
Şeyhin teveccühü ve himmeti bereketi ile mürid, fenâ ve bekâ mertebesine ulaştığı zaman, kendisine ilham ve feraset yolu da zuhur eder ise; şeyhi dahi bunu kabul edip onu doğrular ve kemaline şehadet eder ise; işte o zaman, müridin şeyhine muhalif davranması yerinde olur; ama ilhama dayalı olan bazı işlerde.. O ilhamının muktezası ile de amel edebilir. İsterse şeyh katında onun aksi tahakkuk etmiş olsun.. Çünkü mürid, artık taklid (uyma) bağından kurtulmuştur. Bu hali ile onun için taklid, hatadır. Görmez misin ki: Ashab-ı kiram bazı içtihada dayalı meselelerde ve münzel olmayan hükümlerde Resulûllah (S.A.) efendimizin reyine muhalefet etmişlerdir. Bazı kereler de doğru olan, ashap tarafında bulunmuştur. Bu mânâ, ulü-l elbab (akl-ı selim sahibi)olan ilim erbabına gizli değildir.
Üstte anlatılan mânâdan anlaşılmış oldu ki: Kemal ve ikmal mertebesine ulaştıktan sonra, muhalefet caiz olup edep dışı hareketten de uzaktır. Belki edep orada doğrudan doğruya bu muhalefettir. Nitekim ashab-ı kiram kemal mânâda edep sahibi idiler; Resulûllah (S.A.) efendimize uyma dışı bir harekette de bulunmazlardı.
Bu mânâdan olarak, İmam Ebu Yusuf’un, içtihad mertebesine ulaştıktan sonra, imam Ebu Hanife’ye uyması hatadır. Doğru olan, kendi görüşüne tabi olmasıdır: Ebu Hanife’nin reyine değil.. Şu mesele meşhurdur ki: İmam Ebu Yusuf, Ebu Hanife ile altı ay Kur’an’ın mahluk olup olmadığı üzerine münazaa etmiştir. Bunu bizzat, İmam Ebu Yusuf anlatmıştır. Allah onlara rahmet eylesin.
Herhalde duymuş olacaksın:
— Sanatın tekmili, fikirlerin katılması iledir.
Cümlesi meşhurdur. Eğer sanat, bir fikir üzerinde kalıp dursa; onda bir ziyadelik ve yenilik olmaz. Sibeveyh’in (Nahiv, ya’nî dilbilgisi âlimlerinden. İsmi Amr, meşhûr künyesi Ebû Bişr) zamanındaki nahiv ilmini görmez misin ki; değişik görüşler ve ayrı ayrı fikirlerle aslının yüz misli daha artıp kemale ulaşmıştır. Ancak, o ilmin binasını kuran, onun temelini atan Sibeveyh olduğundan fazilet onundur. Fazilet evvellerin ise de, kemal son gelenlerindir.”
Not: Siteye yöneltilen sorulara ilişkin cevaplar bizzat İsnetus tarafından değil, site yönetimi tarafından yanıtlanmaktadır.