Alkol İçenin Cennete Gidemeyeceği Gerçeği 1
Siz cennet olayını bayağı bir yanlış anlamışsınız. öyle hukuki düzenleme gibi bir cennete veya cehenneme giriş yoktur. üstelik ahiret dediğimiz ortam ötelerde falan da değildir. bizler şu anda sırat köprüsünden geçiyoruz. bu seyir şuurun yedi mertebesindeki ilerleyişten ibarettir.
1. emmare mertebesi= bu mertebede şuur kendini bedene endeklemiştir. kendini organik beden olarak bilir. cildi şuurunun sınırını oluşturur. tüm faaliyeti fizik bedenin refahı içindir. başka bedenleri umursamaz; kendi refahına hizmet eden veya yardımcı olanlar hariç.
işte bu nokta ego adlı canavarın doğuşu anlamına gelir. ego zincirleme bir reaksiyon halinde kendi dünya görüşünü örgüler. ego yani ayrıksı benlik ile tümel yapıdan kopar ve aslında birlik okyanusu olan varoluştan ayrı düşer. bu onda muazzam bir yalnızlık, güçsüzlük, çaresizlik, terk edilmişlik, korku ve stres oluşturur. işte bunların her biri bir ateştir ki onu içten içe yakar. acısını dindirmek için kendini uyşturma yoluna gider. çok çeşitli uyuşturma yöntemleri olabilir. alkol bunlardan sadece biridir. mesela futbol, filmler, diziler bile bir nevi uyuşturucudur.
velhasılı kelam, emmare mertebesindeki insan cehennem ateşinde cayır cayır yanmaktadır. bu yanış şu anda dahi devam etmektedir. ölüm yani fizik bedenin terkinden sonra ise halini apaçık müşahade edecektir. esasen ölüm ötesinde yeni bir şey olmamaktadır.
“gerçekten sen, bu günün geleceğini ummazdın. artık bugün senden perdeyi kaldırıverdik, o nedenle bugün gözün oldukça keskindir.” (kaf 22)
2. levvame mertebesi= levvame özeleştiri yapan şuur demektir. bu noktada şuur artık kendinin bedenle kayıtlı olmadığını sezmiş ama tam olarak bu hakikati idrak edememiştir. dolayısıyla ara ara ego merkezli emmare davranışları gösterir ve sonucunda da ona ateş dokunur. yandıkça yaptıklarından pişman olup, kendini eleştirir.
“nefs-i levvâme’ye (hakikate ters düştüğünü fark edip pişmanlığını yaşayan bilince) yemin ederim” (kıyame 2)
3. mülhime mertebesi= yeterli arınma yaşamış şuur bu noktada evrensel hakikatleri ilham yoluyla almaya başlar. “ben” dediğinde artık organik bedenini değil tüm kainatı ve varoluşu kastetme noktasına yavaş yavaş gelir. ancak bu noktada öyle bir imtihan vardır ki, kişi cehennemin tam ortasına düşer. burası çılgın alevli cehennemdir.
bu mertebede kişinin iç aleminde deccalı çıkar. deccallaşmış şuur ego kalıntısı olan “ben” ile tüm varoluşa sahip çıkar. “ben” dediğinde varoluşu kasteder ve “ben” dediğinde “allah”ı kasteder. kendini ilah olarak görür. olağanüstü güçler elde edip tüm kainatta tasarrufta bulunmaya başlar.
kişinin şuurun bu girdabını aşmayı başarması, elindeki güçleri kullanmaktan vazgeçmesine bağlıdır. kadere teslim olup, varoluşa cüzi benliği ile sahip çıkmayı terk ederse mutmainne mertebesine çıkar.
mutmainne mertebesi= bu noktada allah’ın hitabına mazhar olur ve cennet davetiyesi alır.
“ey nefs-i mutmainne (hakikati yaşamakta tatmine ulaşmış bilinç), radiye ve mardiye olarak rabbine dön” (fecr 27-28)
radiye= allah’ın tüm takdirine razı ol. asla şikayet etme. iyi kötü ondan ne gelirse hoşnutlukla karşıla. eğer bunu yapar ve allah’tan razı olursan, o da senden razı olur(mardiye mertebesi) ve seni cennetine alır(safiye mertebesi)
işte cennet yolu budur. cennet, şuurun yedinci mertebesine tırmanmaktan ibarettir. kişi dünyada iken cennete girme imkanına sahiptir. öldükten sonra ise bu şuurunu vizyonel olarak yaşamaya başlar.



