Ne Direnişçilerden Ne Polis Şiddetinden Yana Olmak
12 eylül öncesinde de millet sağcı ve solcu diye ikiye ayrılıp birbirlerinin kanına ekmek doğruyordu. hepsi de o sıralarda kendilerini %100 haklı ama karşı tarafı satılmış, hain olarak görüyordu. ama yıllar sonra yaptıklarının farkına ancak varabildiler.
meselenin özü odur ki, her düşük şuur seviyesi kendi zıttını otomatik olarak üretir ve bu zıtlar çatışmaya başlarlar. şuur sıçraması yapılmadan kavga son bulmaz. son iki asırdır yaşadığımız çelişki doğu-batı eksenindedir.
1600’lü yıllardan itibaren dağılmış bir doğu-islam medeniyeti söz konusu. bu sebeple ister istemez batı hayat tarzı ve dünya görüşüne yönelmek zorunda kaldık. ama islam ve doğu medeniyeti o kadar derin köklere sahip ki muazzam bir yangının ardından bile sürgünler vermeye devam ediyor. bir türlü yok edilemiyor. yok olsa zaten bütün bu gürültü patırtıyı yaşamaz biz de tipik batılı bir ülke olurduk.
sıkıntı şu ki, doğu-islam medeniyetinin çok ham ve proto versiyonlarından biri olan cemaatçi anlayış şu anda muhafazakar kesimin ideolojik arkaplanını oluşturuyor. böyle bir anlayış tefekkür semasında yeterli bir irtifa belirtemediği için zıttını kucaklayamıyor.
eğer dosdoğru ve yüksek seviyeli bir hayat tarzı ortaya koymaya yetecek kadar derin bir islam anlayışı ortaya koyabilseydik mesele kalmazdı. her kesimi kucaklayabilirdik. batıdan aparma bir anlayış bu milletin ruh köklerine uymayacağı için her zaman yabancı kalacaktır, halktan kopmaya sebebiyet verecektir. ham bir islami anlayış ise halka yakın ama dünya gerçeklerine uzak olacak ve tepki doğuracaktır.
ne diyelim? bir gün çıkış yolunu bulacağız inşaallah.



