Bağımlılık Türü İlişki
Tabiat ve madde seviyesine düşmüş olan insan bilinci dünyayı güçlünün zayıfı yediği vahşi bir ortam olarak algılar. bunun sonucunda da büyük bir korku ve dehşet hissine kapılır.
daha önceki pek çok yazıda düşmüş bilinçlerin korkularını teskin etmek için genelde bir sürüye aidiyet eğilimi geliştirdiğinden bahsetmiştik. o sürü siyasi parti olur, çeşitli dernekler, tarikatlar, cemaatler, arkadaşlık grupları, sosyal çevreler vs. olabilir.
korkuyla baş etmenin en hastalıklı yollarından bir tanesi de “bağımlılık ilişkisi” geliştirmektir. bu yöntemde kişi birilerine parazit gibi yapışarak, kendi varoluş sorumluğunu onun bunun üstüne yıkmakta ve bu şekilde korkusu ile baş etmeye çalışmaktadır.
böyle birinin sonu eninde sonunda yüz üstü bırakılmaktır. zira herkes kendi varlık yükünü güç bela çekebilmektedir, bir başkasının varlık yükünü nasıl çeksin ki? elbette bir noktadan sonra bencilce kendi yükünü(yaldızlı arkadaşlık, dostluk vs. söylemleri altında) onun bunun üzerine yıkanlar def edilirler.
elbette böylelerini def etmek vaciptir. koskoca adam olmuşsun, bu yaşa gelmişsin, kim niye senin yükünü çeksin ki?
hakikat açısından da durum farklı değildir. kişi korkusunu allah’a tevekkül ederek teskin etmekle yükümlüdür. tevekkül mertebesine çıkamadıysan, suçlu kendinsin. üstelik allah’a dayanmak yerine ona buna dayanma yolunu seçen kişi, hakikate karşı da büyük suç işlemiş olmaktadır. cezalandırılması kaçınılmazdır. abdülkadir geylani hazretleri boşuna mı, “kendi gibi bir yaratılmışa güvenen melundur” diyor?
dostum insan ol biraz. bırak bu küçük emrah pozlarını. kimse senden farklı değil. her ne kadar yaşantılar farklı olsa da tabiat ve madde cehennemi herkes için aynı derecede yakıcıdır. özünde ateş aynı ateştir. oradan çıkmak senin kendi vazifendir. çıkamazsan da yanmaya devam edeceksin demektir.



