
Baharat
Bir arkadaş baharatlara ilişkin tespitlerini göndermiş:
“taze zerdeçalın da taze zencefile benzer bir acısı var. taze zencefilin limonlu, karabiberli gibi ferah, soğuk bir tadı var; taze zerdeçalın ise ilaç acısı gibi sıcak bir tadı… kış çayları, şerbetlere kullandım tazesini.
zencefil, zerdeçal, turp, hardal, roka, tere… bunların acısı insanın kafasını açıyor gibi…mecaz olarak söylemiyorum, gerçekten sanki bıngıldak kemiğine ulaşıyor o acı. geçince de bir ferahlık bırakıyor. karabiber, kırmızı biber veya çeşitli taze biberlerin acısı ise ancak burun ve kulağa kadar çıkıyor. çok nadiren başın tepesine kadar etki eden acı biber denk geliyor, ona da “pis acı” diyoruz. mideyi falan da epey zorluyor(demek ki baharatların spiritüel etkileri de söz konusu…)
şu an yazarken bir şey açıldı. necip fazıl “fikir çilesi” diyor ya onun gibi işte. acı biber, karabiber tarzı acılar bedeni zorluyor, sindirmesi de güç. diğer acılar öyle değil, bir an acısı vurup geçiyor, ama sindirmesi daha kolay. bir de kökler ve baharatları miktarlarına, etkilerine dikkat ederek kullanmak gerekiyor.
acı turşular, acı biber turşuları da çok güzel. ancak bunları sürekli tüketmek doğru değil. vücut sinyal verdiği anda bunlara ara vermek gerekiyor.
aslında her kökü, baharat tohumunu ve kahveyi kullanacağımız zaman öğütmek en güzeli. diğer türlü kokusu, aromatik bileşenleri uçup gidiyor. sırf bu yüzden reyhanı, naneyi, maydanozu ve dereotunu yaprak olarak kurutup, kullanacağım zaman ufalıyorum. tarçın, karanfil, mahlep gibi şeyleri havanda dövüyorum.
zerdeçal tozu yemekteki tuz tadını baskın hâle getiriyor ve kararsız kalmış yemeğin tadını sabitliyor. salep veya sıcak süte ekleyince de tadı alınıyor. kengerin kökündeki acımsı tat gibi, çok hafif bir tadı var tozunun”.



